Cyclist Türkiye

PROFİL: NAZIM BAKIRCI

PROFİL: NAZIM BAKIRCI

Cyclist:Bisiklet diğer spor dallarının aksine yaş ilerledikçe performansın arttığı bir branş. Siz de artık bisiklet için altın çağ diyebileceğimiz bir dönemdesiniz. Kariyerinizin bu aşamasında kendinizi nerede görüyorsunuz?

Nazım Bakırcı: Benim gördüğüm 30-35 yaş arası yarış koşa koşa hem tecrübe olarak iyi bir yere geliyorsunuz hem de vücudun antrene olma durumu da daha iyi bir seviyeye geliyor. Bunların ikisi de bir araya geldiğinde güzel sonuçlar ortaya çıkmaya başlıyor. Belki 20 yaşındaki bir sporcu kadar aktif olamayabilirsiniz ama tecrübeniz sayesinde de 25 yaşındaki daha güçlü sporcudan çok daha iyi sonuçlar alabilirsiniz. Tam zamanının 30 ve 35 yaş arası olduğuna inanıyorum. Kendi adıma da konuşmam gerekirse ben en güzel taraftayım şu anda. Bir 35’e kadar da yolumuz var herhalde.

 

Cyc: Yaşla birlikte edinilen tecrübe bir yarışın gidişatını okuyabilme açısından bisikletçiye ne gibi avantajlar sağlıyor?

NB: Ben yaklaşık 17 senedir yarış koşuyorum, 17 sene önceki Nazım ile şimdiki Nazım arasında çok büyük fark var, özellikle de yarış anlamında. Bu yarışta şöyle bir hata yapmıştım, bir sonraki yarışta öyle yapmayalım gibi. Aynı pozisyonda bir sonraki sefer aynı hatayı yapmıyorsunuz artık. Bir şeyler gelişiyor. Şu anda da hala öyle benim için. Bisikletin tamam oldu bitti durumu yok. Kendini en üst seviyede görme ihtimalin yok. Her zaman senden daha iyileri ve bilgilileri çıkacak. O yüzden sürekli kendinizi geliştirmek ve yarışları takip etmek zorundasınız ki kendinizi bu konuda geliştirebilesiniz.

 

Cyc:  Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu şüphesiz ki hem sizin hem de takım için çok önemli bir yarış. TUR’da hedefleriniz ne olacak?

NB: Bu yıl için açıkçası genel klasmanda ilk 15, ilk 10 hedefimiz vardı. Güzel de çalıştık, güzel yarışlar koştuk. Ama tarihin ileri atılması bizi biraz boşluğa düşürdü. Yaklaşık beş-altı ay sonra koşacağız orayı, sezonun sonuna doğru. Vücutlar daha yorgun olacak. Biz biraz daha dinlenmiş kalırsak istediğimiz hedeflere ulaşırız diye düşünüyorum. Bunu başarabilir miyiz, başarabiliriz. Çok da başarılamayacak hedefler değil. Bizim diğer sporculardan tek eksiğimiz fazla yarış koşmamamızdı. Antrenman yapıyorsun, kamp yapıyorsun ama yarış koşmuyorsun. Yarışı ne kadar koşarsan o kadar üst seviyeye çıkmaya başlarsın. Biz yıllardan beri yalnızca antrenmanla bu işin olmayacağını biliyoruz ama bazı sebeplerden dolayı yeteri kadar yarış koşamıyoruz. Ama bu yıl çok yarış koştuk. Eğer Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu’na kadar bu programı devam ettirebilirsek, ki görünen o ki devam ettireceğiz, hedeflediğim yere gelirim inşallah. İlk on güzel olur yani.

 undefined

Cyc:  Lionel Marie’nin ardından göreve gelen Branko Filip ile çalışmalarınız nasıl gidiyor?

NB: Branko iyi antrenman yaptırmayı bilen bir antrenör. Bize de bu lazımdı zaten. Baktığınız zaman bu sene takımın sergilediği performans da güzel. Belki bazı yarışlarda istediğimiz sonuçları alamadık ama bunun sebebi bizim kötü olduğumuzdan değil, üst seviyedeki yarışlarda mücadele ettiğimizden. O seviyelerde ne yapabiliyoruz bunu görmeye çalışıyoruz. Ama güzel sonuçlar da geliyor tabii ki. Branko’nun sporcularla da arası çok iyi, her şey güzel gidiyor.

 

Cyc: Takımdaki en tecrübeli bisikletçisiniz, takımdaki rolünüzü nasıl değerlendirirsiniz?

NB: Konya Torku’nun en yaşlı bisikletçisiyim. Türkiye’de de herhalde ikinci bisikletçiyim. Benden öncekilerin hep spor hayatları bitti, bir tek ben devam ediyorum ama artık nereye kadar devam eder bilmiyorum. Takım içinde sporcularla abi kardeş ilişkisi içindeyiz. Sadece antrenman da değil, antrenman dışında da herhangi bir derdimiz sıkıntımız olduğu zaman birlikte çözmeye çalışıyor, sorunların üstüne beraber gidiyoruz.

 

Cyc: Sizin yokuşçu bir bisikletçi olduğunuzu biliyoruz ama Nazım Bakırcı ne tarz yokuşları sever, nasıl bir bisikletçi profiline sahiptir?

NB: Çok sert yokuşları sevmiyorum.
O yüzden daha böyle tatlı çıkacak, üç-dört kilometreyi geçmeyecek yokuşlar benim için ideal olanlar. Ondan sonrası benim için biraz problem yaratıyor. Tabii herkese göre değişiyor. Bugün başka arkadaşlarımız var takımda, onlar da uzun yokuşları seviyorlar. Benim için de biraz daha eğimi düşük ve kısa dört-beş kilometre civarı çok daha ideal yokuşlar. Dört-beş kilometrelik bir yokuşta kaçış grubu oluşturduğum zaman benim için çok daha güzel sonuçlar çıkabiliyor. Finişe gelebiliyoruz, ufaktan bitirişi de yapma ihtimalim çıkıyor; o özelliğim de var. O tip durumlarda bu özelliğimi değerlendirip, dereceye girme ya da kürsüye çıkma imkanım oluyor.

 undefined

Cyc:  Sizler üst seviyede son derece rekabetçi bisikletçilersiniz. Bu noktadan hareketle pelotondaki onca bisikletçi arasından günler süren mücadeleler sonucunda bir sonraki etaba liderlik mayosu ile çıkmak ya da bir turu şampiyon olarak tamamlamak nasıl bir his?

NB: Şu ana kadar üç dört defa sarı mayoyu kazandım, ama geçen yıl Mersin’de kazandığım sarı mayoyu unutamam. Son günkü ortam ve ambiyans harikaydı. Çok güzel bir sahne yapmışlar, orada ödül töreni yapacaklar. Dedim ki acaba biz 2.1 değil de Hors Kategori bir seviyeye mi geldik. O gün gerçekten harikaydı. Tabii şampiyonluk güzel olmaz mı? Herkesi geride bırakmışsınız, herkes geliyor seni tebrik ediyor. Çok güzel şeyler bunlar esasen. İnsanlar sana gıptayla bakıyorlar, bu çok güzel bir şey. Kazanmaya başladıkça zaten daha çok kazanmak isteyeceksin. Umarım herkes bu duyguyu yaşar, yaşayıp da görülmesi gereken bir duygu.

 

Cyc:  Bu yaşta devam eden tek sporcu benim dediniz. Diğer sporcuların bisiklete erken veda etmesini neye bağlıyorsunuz ve sizin için bu kadar süre boyunca devam edebilmek ne kadar zorlu bir yoldu? Ülkemizde bir bisikletçinin 30’una, 35’ine kadar bu sporu devam ettirebilmesi aslında ne anlama geliyor?

NB: Benim dönemimde benden çok daha kaliteli ve güçlü sporcular vardı. O dönemde bu sporda bir gelecek göremediler, spor mu yoksa iş mi diye ikisinin arasında kaldılar. İkisini de bir arada götürmek hakikaten çok zor. Ben hem üniversiteyi okudum hem de spor hayatıma devam ettim. O dört yıllık dönemde çok zorlandım. Bırakmaya niyetlendiğim zamanlar oldu ama bir yere kadar getirdik, bu kadar emek harcandı, 17-18 yıl olmuş. Bekle, biraz daha sabret diye diye bugüne kadar getirdim. Devam ediyorum, niye devam ediyorum; profesyonel takımda koşmak istiyorum açıkçası. Bu ülkede profesyonel takımda koşan ilk sporcu olmak istiyorum. Bu kadar emek harcamışken, bu emeklerin boşa gitmesini istemiyorum. En azından profesyonel takım göreyim, orada bir yarış koşayım, o ambiyansı bir yaşayayım istiyorum. Tamam profesyonel takımlarla yarış koştuğunuz zamanlar oluyor, ama profesyonel takımda, profesyonellerle yarış koşmak, işte onu hiç bilmiyorum. Bunu öğrenmek istiyorum. O yüzden de bırakmaya niyetim yok şimdilik. Türkiye’de bir profesyonel takım kurulana kadar da devam edeceğim herhalde.

 undefined

Cyc:  Peki profesyonel takımda hayalini kurduğunuz bir World Tour yarışı var mı?

NB: Valla onu ondan sonra hedefleyeyim, artık ne gelirse önümüze. Şaka bir yana, bizim takımımızda çok fazla seçim yapma şansı olmuyor Tabii profesyonel takıma girip giremeyeceğimiz de meçhul ama olursa öyle bir ortam tabii ki bir Fransa Turu koşmak ya da üç büyük turdan birini koşmak her zaman isterim. Koşabilir miyim? Koşacağıma inanıyorum çünkü koştuğumuz bazı yarışlar, mesela bugün Çin’deki Tour of Qinghai Lake… 13 etaptan oluşuyor, gerçekten çok zor bir yarış. 4300-4400 metre gibi rakımlara çıktığımız oluyor ki etapların ortalaması 2200-2300 rakım civarı. Bir de hava temiz değil. Oturuyoruz mesela otel odasında 50 metre ileriyi görmüyoruz.

 

Cyc:  Bisiklet dışında Nazım Bakırcı kimdir?

NB: Şöyle bir şey var, Aralık ayından beri evin yüzünü pek görmüş değilim. Sürekli kamptayız, yarıştayız, kamptayız, yarıştayız… Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu için güzel hedeflerimiz vardı. TUR ileri bir tarihe alınınca evde kalmadığımız günler de biraz boşa gitti açıkçası. Ama eğer evdeysem yani Konya’daysam, antrenmana kesinlikle sabahtan çıkıyorum. Öğleden sonra antrenmana çıkmak gibi bir huyum yoktur. Sabah 8-8:30 gibi kahvaltımı yapar, 10 gibi antrenmana çıkarım. O gün antrenman kaç saatse onu yapar gelirim. İki saat evde istirahat eder, ardından bazen arkadaşlarımla zaman geçiririm, bazen ise eşim ve çocuğumla.

Bunların arasında ben ikinci bir iş de yapıyorum. Mutlaka orayı da ziyaret ederim. Arkadaşlarımın galerisi var Konya’da, orada ikinci el araç alım satımı da yapıyorum. Antrenmanı bitirip, evde istirahat ettikten sonra mutlaka bir yarım saat de olsa, orayı bir ziyaret ederim. Çünkü orada da dönen başka bir ekmek teknesi var. Evdeysem günüm böyle geçer ama eğer kamptaysam antrenmana biraz daha geç çıkmayı tercih ediyorum. Kamptayken günden yararlanamıyorsun, o yüzden antrenmanımı yapıyorum, yemeğimi yiyip, masajımı oluyorum, uyuyorum ertesi gün yine aynı döngü. Kamp ve yarış zamanlarında biraz aynı şeyleri tekrarlaman gerekiyor.

 undefined

Cyc: Instagram hesabınızdan bisiklet severlere faydalı bilgiler paylaşıyorsunuz, bu noktadan hareketle ileride antrenörlük gibi bir düşünceniz var mı?

NB: Öyle bir düşüncem yok. Ama ben buna neden başladığımı da söyleyeyim. Açıkçası bu işin içinden gelmemiş insanların, maddi çıkar güderek, bu işi seven insanları kandırmaya çalıştıklarını gördüm. Bunları ufak ufak nasıl engelleriz diye düşünürken, bir fotoğraf paylaştığım zaman o fotoğrafın altına bir de bilgi ekleyeyim, onlar da kabul eder herhalde dedim. Sağ olsunlar herkes kabul etti, hoşlarına da gitti. O yüzden ufak bilgiler veriyorum şimdi. O gün mesela kendim de yeni bir şeyler öğrenmiş oluyorum. Bazısı diyor ki, “O öyle değil Nazım, böyle olacaktı” diye. Doğrudur, araştırayım diyorum. Çünkü bisiklet teknolojik de bir spor aslında, sürekli teknoloji gelişiyor ve bisiklet üzerindeki materyallerle alakalı da senin kendini geliştirmen gerekiyor. O yüzden bazen gerçekten bu işte benden daha fazla emek harcamış insanları görebiliyorum. Belki bisikletin üzerinde çok fazla zaman geçirmiyor ama internet ortamında fazla bilgiye sahip olabiliyorlar aslında.

 

Cyc: Yarışlarda unutamadığınız bir anınız ya da sizi etkileyen bir olay var mı?

NB: Konuyu Çin’den açtık o geldi aklıma ilk. Çin’de 3000-3500 metre aralığında onların yaylaları falan var. Beni de böyle sakallı falan görünce hepsi bir geldi. Sarılıyorlar, sakalla oynayanlar falan... Allah allah dedim bir acayip, herhalde gideceğiz burada. Arabanın içine kendimi zor atmıştım. Herkes bana gülüyor tabii. Unutulmaz anılarımdan biridir, orada onu yaşamak lazım. Sakallarım yüzünden Budistlerin üzerime gelmesi, ilginç bir duyguydu.

 

Bu yazı ERMAN ÖNER tarafından yazılmıştır.|04 Ocak 2018