Cyclist Türkiye

İNCİ SARIHAN

İNCİ SARIHAN

Cyclist:İlk olarak tura çıkma fikri nasıl doğdu ve neden bisikleti tercih ettiniz?

İnci Sarıhan: İstanbul’da yaşıyorduk ve çok sıkılıyorduk. Bu sıkıntıdan doğdu her şey. Daha çok eşya, ev, mal mülk, yeni araba, yeni telefon alsak da bir şeyler hep eksik kalacaktı ve üstüne üstlük boşluk da giderek büyüyecekti. Bu sebeple, ölmeden önce ne yapacaksak onu yapmak için zamanımızın az kaldığına karar verdik ve hızlıca yola koyulduk. Modern hayatın içinde bir yarışta gibiyiz, arabanın modelini değiştirelim, evi büyütelim, yazlık alalım, çocukları okutalım diye yavaş yavaş kaynıyoruz sanki.

Neden bisiklet? Bisiklet çünkü; ellerinizi bırakıp, kollarınızı kanat gibi açtığınızda, kartallar gibi süzüldüğünüzü, gerçekten uçtuğunuzu sanmanızı sağlar. Yokuşlarda, hele bir de bagajlarınız tıka basa dolu ise, kaplumbağa haline gelir can dostunuz bisiklet. Molalarınızda bir küheylan gibi ihtiyaçlarını karşılarsınız onun da. Yağ ister sizden su namına. Tımarlanmamış atlar gibi huysuzlaşır, okşanmak ister. Tellerinin, jantlarının kontrolünü iyi yapmalısınız yoksa nalı kırık bir at gibi bırakıverir yol ortasında sizi. Yeni aldığınızda kuğu kadar zarif ve alımlı, ilk bindiğinizde lunaparktaki atlıkarınca kadar eğlendiricidir.

 

Cyc:Tur öncesi ne gibi mental ve fiziksel hazırlıklarda bulunuyorsunuz?

İS: Tur öncesinde değil de tur bittikten sonra sabit yaşama alışmak hem mental, hem de fiziksel olarak daha zor geldi. Tur için ilk pedal döndüğü anda büyük bir rahatlama ve huzur kaplıyor ruhumuzu, aklımızı ve bedenimizi. Seyahat öncesindeki hazırlık süreci aylar öncesinden başlıyor. Şu anda 1 Temmuz 2017’de başlayacağımız turu planlıyoruz. Bir tur bitince diğeri kafamızda dönmeye başlıyor. Hazırlık sırasında en çok zamanı rotanın planlanması oluşturuyor. Nerelerden geçeriz, neler görebiliriz, nerelerde konaklarız, bunları en ekonomik olarak nasıl hallederiz bunları araştırıyoruz. Yola çıkmadan yoldayız aslında hayalimizde.

 

Cyc:İlk yurtdışı deneyiminizi Avrupa’nın güvenli yolları yerine İran, Hindistan ve Nepal’e çevirdiniz, neden?

İS: Yazgı diyelim kısaca. Türkiye’de turlar yaptıktan sonra doğunun gizeminin peşine düştük de diyebiliriz. İnsanlığın yazgısına tanık olmak istedik. Hüzün ve mutluluk, yoksulluk ve zenginlik, huzur ve endişe doğuda farklı kılıklarda farklı yüzleri ile tekrar tekrar çıkacaktı karşımıza biliyorduk.

Türkiye ve özellikle Batı kültürü daha steril ve daha fazla film seti gibi. Doğu daha doğal. İran’ın Siosepol Köprüsü’nden, Pakistan’ın kırmızı tuğla fabrikalarından, Hindistan’ın Altın Tapınak’ından geçen rotamızda bize yoldaşlık eden bir çift bisikletimiz ve taşıdığımız birkaç çul ve çapuldan başkası değildi. Ruhumuza dokunan bir yolculuk olmasını ummuştuk ve hayat görüşümüzü en çok etkileyen tur hala doğuda yaptıklarımızdır.

 undefined

Cyc:Oğlunuz Tibet Çınar ile birlikte tura çıkma fikri nasıl doğdu, öncesinde ne gibi endişeleriniz oldu ve bunları nasıl aştınız?

İS: Bisiklet, spor, ekolojik yaşam bizim yaşamımızın bir parçası. Bu açıdan bakınca bebeğimiz olursa “Durur muyuz?” diye hiç düşünmedik. Bebek sahibi olmanın sosyal yaşamı bitirdiğine, evin düzenini bozduğuna, kariyer yapmanızı ve hobinize devam etmenizi engellediğine asla inanmıyoruz.

Biz zaten tura çıkıyorduk her yıl, zaten bisiklet kullanıyorduk her fırsatta. Oğlumuz doğduğunda onun katılması da gayet doğal olarak gerçekleşti. Oğlumuz bizim yaşamımızın içine doğdu ve normal olan buydu onun için.

 

Cyc: Bisikletle dünya turu projenizin, oğlunuz Tibet’in gelişimine ne gibi katkıları olduğunu düşünüyorsunuz?

İS: Doğada olmayı, hava şartları ile uyum içinde yaşamayı, elindekiler ile yetinmeyi, çevreye saygılı olmayı ve kirletmemeyi, bambaşka ülkelerde dilini anlamadığı yaşıtları ile oyunlar oynamayı, en önemlisi de önyargısız olmayı öğrendi. Oğlumuzun her gün başka bir yerde uyanmanın zevkine varmayı, rüzgarı yüzünde hissetmenin anlamını, yol kenarında bir kaplumbağa ile sohbet etmenin, en basitinden yağmurda eve kaçması gerekmediğini ve tabiat, yazgı ne getirirse ondan bir şeyler öğrenmenin erdemini kavramak yolunda ilerlediğini düşünüyoruz.

 

Cyc: Tur öncesine göre sonrasında aile bireyleri arasındaki ilişki nasıl bir değişime uğradı?

İS: Kesinlikle olumlu yönde ilerliyor ve bence doruk noktasına ulaşıyor. Aslında böyle bir yolculuk aşkınızı, evliliğinizi test etmek için bulunmaz bir fırsat. Yolculuğun getirdiği bazı ruhsal sıkıntılar oluyor, buna “Adaptasyon Sendromu” diyorlar. Her gün farklı bir yerde uyanmak, farklı yerlerde yemek yemek, bir rutine sahip olmamak ve yanlarında güvende hissedeceğiniz arkadaşlarınızın, sohbet edeceğiniz kişilerin olmamasının getirdiği sıkıntılar diyebiliriz. Normal bir tatilde bile insanların kavga edip tartışmalarının ve eve dönünce “Ohh be insanın evi gibisi var mı?” demelerinin sebebi bunlardır. Biz ise “Tur yapmak gibisi var mı?” diyoruz.

 undefined

Cyc: Geziniz sırasınca başınızdan geçen, şimdi bile geriye dönüp baktığınızda sizi tebessüm ettiren olaylardan birini bize anlatabilir misiniz?

İS: Tibet Çınar ile ilk yolculuğumuzun ilk gününde, daha ilk kilometreler içindeyken, nereden ve nasıl saptığımızı anlayamadığımız küçük bir meydanda Tibet’in özgürlüğü için gösteri yapan Tibetli göçmenler ile karşılaştık. Tanıştık. Oğlumuzun adının kendi ülkelerinin ismi ile aynı olduğuna inanamadılar. Türkçe’de başka bir anlamı olduğunu sandılar. Yaşlı bir Tibetli dede, bize dua bayrakları verdi ve bizim için dua edeceğini söyledi. Bu dua bayrakları yol boyu Tibet’in bebek koltuğunda rüzgarda dalgalandı. Bu tesadüf, her şeyin çok güzel olacağına dair bir işaretti bizim için. Öyle de oldu ve olmaya devam ediyor.

 

Cyc:Yolculuk sonrası deneyimlerinizi öğrencilerinizle de paylaşıyorsunuz, nasıl geri dönüşler aldınız öğrencilerinizden, sizden aldıkları ilham tutumlarında değişikliğe yol açtı mı?

İS: Öğrencilerim ilkokul çağındalar ve gece sürüp sürmediğimizi, lastiğimizin kaç kere patladığı Nepal’de olduğu gibi file binip binmediğimiz ya da yağmurda ne yaptığımız onların ilgisini daha çok çekiyor. “Aslan gördünüz mü?” diye de soruyorlar.

Soner’in öğrencileri biraz daha büyükler ve onlar da artık daha büyük hayaller kuruyorlar. Hayallerini en azından bir tık ileriye taşıdıklarını söyleyebiliriz. Maddi hayaller dışında kendi kişilikleri varoluşları ile ilgili hayaller kurmaya başladılar. Biz mesleğimizin 19. yılındayız, ilk öğrencilerimiz artık anne baba oldular. Bizi örnek aldıklarını yazıyorlar sık sık.

 

Cyc:Tüm bu seyahatlerinizin size öğrettiği en büyük ders ne oldu?

İS: Dünyadaki iyi insanların sayısı kötü insanların sayısından daha fazla.

 undefined

Cyc: Küresel ısınma ve iklim değişikliği artık inkar edilemez bir tehdit, bu noktadan hareketle sizce gelecek nesilleri nasıl bir dünya bekliyor olacak?

İS: Küresel ısınma tehlikesine karşı bisikletli bir yaşamın mümkün olduğunu bütün bisikletliler ile birlikte gösterebildiğimize inanıyoruz. İnsanlar bizimki gibi ülkeler arası turlar yapmasalar da, köşe başındaki markete de arabayla gitmemeyi başarabilirler. Aldığımız mailler, yüzlerce insanın “Sizi izledik, biz de bisiklet aldık” demesi, bir kaldıraç etkisi yarattığımızı gösteriyor. Bundan çok memnunuz. Biz umutluyuz. Her şey çok güzel olacak. İnsanlık geriye gitmez, bir şekilde ortak akıl dünyaya hakim olacak.

 

Cyc: Aynı zamanda öğretmen olarak gençlerdeki en büyük eksikliğin ne olduğunu gözlemliyorsunuz?

İS: Gençler büyük bir medya baskısı altındalar. Gençler ve özellikle öğrencilerimiz için en iyi mesajı, örnek alınacak kişinin kendisi haline gelmekle verebiliriz diye düşünüyoruz. “Dünyada görmek istediğin değişimin kendisi ol” demiş Mahatma Gandhi. Gençlerin doğru rol modelleri bulmalarının önemli olduğuna inanıyoruz. Üniversite öğrencileri için şunu söyleyebiliriz ki; imkanları varsa hemen bu yıl kayıt dondurup sırt çantalarını, bisikletlerini, tren biletlerini alıp yola çıksınlar. İş, aile, sorumluluklar, faturalar kıskacına girmeden içlerinden gelen sesi dinlesinler. Yarın dört duvar arasına, dosyaların ortasına düştüklerinde çıkmaları daha zor olacak.

 

Cyc:Anne olmak hayatı algılayışınızda ne gibi farklılıklar yarattı?

İS: Etraf bulanıklaşır da gözlük camınızı değiştirdiğinizde berraklaşır ya görüntü, annelik de görmeniz gerekeni görüp diğerlerini es geçmeyi, umursamamayı öğrendiğimiz, etrafı berraklaştıran bir süreç. Hayatınızı durulaştıran, zamanla hayret etmeyi ihmal ettiğiniz pek çok şeyi yeniden görmenizi sağlayan sihirli bir durum bana göre. Anne olunca yüzünüze çarpan rüzgara gülümsemenin, traktörlere sevinmenin ve yağmurda ıslanmanın ne kadar eğlenceli olduğunu tıpkı çocukluğumuzdaki gibi yeniden yaşarız. En kıymetlilerimizle birlikte yeniden büyür, unuttuğumuz değerleri ve gücümüzü yeniden hatırlarız.

 undefined

Cyc: Yeni anne ya da anne adaylarına ne gibi tavsiyeleriniz olur?

İS: Biz, bebeklerine güvenmelerini ve korkularını geride bırakmalarını tavsiye ediyoruz. “Bebekle tatil harammış” diye çok kişiden duyacaklardır. Lütfen etkilenmesinler. Bebek sahibi olmak müthiş bir deneyim ve bunu sonuna kadar yaşamaya çalışsınlar. Çünkü bebekler çok çabuk büyüyorlar.

 

Cyc: Son olarak aklınızda yeni projeler var mı?

İS: Demlenmeye devam eden bir belgesel projemiz var. Üçüncü kitabımız yazdan önce raflarda yer almak için hazırlanıyor. İznik’in spor turizmi potansiyeline inanıyoruz. “İznik Türkiye’de maceranın başkenti olacak” sloganı ile İznik’te yapılan spor organizasyonlarına derneğimiz İZDAK ile gönüllü destek oluyoruz. İznik Dırazali Mahallesi’nde yıllardır atıl durumda bulunan eski köy okulu binası derneğimize tahsis edildi, burayı bir doğa sporları irtibat ve teknik destek noktası haline getirmek için hummalı bir çalışma içindeyiz.

 

Bu yazı ERMAN ÖNER tarafından yazılmıştır.|08 Mart 2018