Cyclist Türkiye

FABIAN CANCELLARA

FABIAN CANCELLARA

Kasım ayının son günleri, Covent Garden yakınları, Londra. Yağmur yavaş yavaş başlarken işine gitmek isteyen insanlar koşarak yanımızdan geçiyor. Arabalarsa ancak yürüme hızında ilerleyebiliyor. Başkentte sıradan bir sabaha benziyor. Bu kadar heyecanlı olmasaydım benim için de sıradan bir sabah olabilirdi. Saat 09.28. Fotoğrafçımız Alex’e mırıldanıyorum: “28 dakika önce burada olmalıydı”. Bahsettiğim kişi gelmiş geçmiş en iyi zamana karşı bisikletçisi ve bu jenerasyonun tek günlük yarış kahramanlarından biri olan Fabian Cancellara. İsviçreliler’in en belirgin özelliği olan dakikliğin vücut bulmuş hali olan adam randevumuza geç kaldı.

Trek Factory Racing’in bike-fitting yaptığı yer olan ve bugünkü röportajımızı yapacağımız Cyclefit’e girer girmez de “özür dilerim” diyor mükemmel bir İngilizce’yle (Fabian 5 dil konuşabiliyor). “Londra’nın trafik sistemi…” doğru kelimeyi arıyor “….zor”.

Cancellara Londra’ya en son Tour de France’ın 3. ayağında müthiş bir performans gösteren Marcel Kittel’in arkasında bitirdiğinde, yani Temmuz 2014’de gelmişti. “Londra’yı hiç doğru dürüst gezemedim. Arkadaşlarım burada bir bekarlığa veda partisi düzenlemişti ama antrenman yapmak zorunda olduğum için gelememiştim. Neyse emekli olduğumda çok vaktim olacak” diye ekliyor hemen.

 “Üzerimdeki baskıyı her zaman çok iyi yönettim. Evet, yarışlardan önce gergin oluyorum, özellikle son bir kaç yıldır. Ancak kontrol etmeyi öğrendim.”

Kapatma vakti

Röportajımızdan iki hafta önce Cancellara bisiklet dünyasının en çok ifşa olan sırlarından birini doğruladı, 2016 yılında yarış kariyerini bırakacağını. 16 yıllık profesyonel kariyerinin ardından Spartaküs taş parkenin tozunu silip İsviçre’nin gün batımına doğru sürecek bisikletini.  Cancellara’yı suçlamak haksızlık olur. 2015 yılında bel bölgesindeki omurunu iki kez kırdı, önce Mart ayında E3 Harelbeke’de, daha sonra Tour de France’ın 3. ayağında sarı mayoyu giydiği esnada. Yaşadığı hastalıklar da önce Şubat ayında Tour of Oman’ı daha sonra Eylül ayında Vuelta a Espana’yı bırakmasına sebep oldu. Vücudu artık bu ağır tempoyu kaldıramıyor olabilir mi?

“Pek de öyle değil” diyor. “Gelecek yıl 35 olacağım ve 4 yıl daha hiçbir fiziksel sorunum olmadan yarışabilirim. Ancak 16 yıllık profesyonel yarış kariyeri çok uzun bir süre ve bu süre içinde ben, eşim ve iki kızım çok şey feda etmek zorunda kaldık. İyi maaş alma çabası içinde değilim, benim istediğim şey yarış kazanmak. O da gün geçtikçe zorlaşıyor. Eninde sonunda, bisiklet benim bütün hayatım değil, sadece bir tutku.”

Ben de ona bu tutkusunun veda yılında birden çok zaferi hedeflemesine sebep olacağını söylüyorum. Sakatlıktan yeni kurtulan bir atletin vereceği en makul cevabı veriyor: “Çok zorlamayacağım, sakatlıkların tekrar etmesini engellemeye çalışacağım. Artık hiç düşmemem gerekiyor. Antrenmanlarım daha ağır olacak, ama aynı zamanda eğlenceli de olacak. O yüzden de daha iyi sonuçlar alacağım.” Bu kadar kararlı bir Cancellara’nın bugüne kadar kazandığı üç Paris-Roubaix ve Tour of Flanders başarılarına yenilerini ekleyeceğinden emin olabilirsiniz. Bu amaçla, ünlü yarışçı 2012 yılındaki sakatlık dolu sezonundan sonra birer hafta arayla Flanders ve Roubaix yarışlarını kazandığı muhteşem sezonu tekrar yaşayabilmek için Aralık ayında İspanya’nın Calpe şehrinde yapılacak olan kampta bike-fitting uygulamasından geçecek.

7 Nisan 2013, Pazar günü Blanco’dan Sep Vanmarcke ve Zdenek Stybar ve Omega-Pharma Quick-Step’den Stijn Vandenbergh, Cancellara’yla güçlerini birleştirip Paris-Roubaix’nin tek günlük klasik yarışının son 20 kilometresinde Carrefour de l’Arbe pavé ayağına girerken önde 4’lü bir grup oluşturdular. Parke taşlarının üzerinde hızla giderken Quick-Step’in iki yarışçısı seyircilere göz kırptı. Roubaix’deki velodrom zemindeki bitiş çizgisinde Spartacus ve Vandenbergh yalnız kalmışlardı. Sonuç kimseyi şaşırtmadı.  Cancellara deneyimini konuşturdu ve yavaşlayıp genç rakibinin liderliği almasını sağladı. Daha sonra da mükemmel bir zamanlamayla sprinte kalkıp üçüncü Roubaix zaferini elde etti. Yeterli deneyimi olmayan Vandenbergh’i mağlup ettikten sonra “yarışın sonunda onunla oynamak zorundaydım” diyecekti Cancellara.

Bu zaferden bir hafta önce Flanders’da elde ettiği zafer ise biraz daha farklıydı. Cancellara yarış boyunca parke taşındaki üstünlüğünü kanıtlarcasına yarışın bitimine 8 kilometre kala Peter Sagan’ı geçip aradaki mesafeyi bir hayli açmıştı. Ya da Eurosport yorumcusu Carlton Kirby’nin deyimiyle ‘Cancellara hayatımda gördüğüm en büyük eforu sarf ederek Sagan’ı parke taşına gömdü.’ O hafta Cancellara’nın kariyerinin bir özeti gibiydi. Flanders’ı kazandıktan sonra Belçika’daki yarı klasik yarış olan Scheldeprijs’de yarıştı. 50. kilometrede düşmesine rağmen yarışı tamamlamayı başardı. Ertesi gün, Roubaix’nin zeminini keşif sürüşünde yine düştü. Başkalarının yemek yediği, uyuduğu, bisiklet sürdüğü zamanlarda Cancellara kazanır, düşer ve geri gelir.

 undefined

Deneyim önemlidir

Spartaküs denen adam bu ününe acının en üst seviyeye çıktığı anlarda herkesten daha iyi performans göstererek sahip oldu. Diğer yarışçılar yorgunluktan düşünme yetilerini kaybettikleri anda Cancellara doğru karar verebilen ve bu sayede en beklenmedik anlarda atağa kalkabilen bir yarışçı. Bu ataklar genellikle intihar gibi görünür, ancak Cancellara için bu sadece bilginin içgüdüyle birleşmesinden ibarettir. “Her yarışta aşağı yukarı nerede hamle yapacağımı bilirim. Ancak yarışı kazandıran hamlelerin çoğu içgüdüsel olarak yaptığım hamleler. Başarılarımın sayısı ve üzerimdeki spot ışıklarının sayısı arttıkça bu içgüdüler daha da önemli hal aldı.”

“John Degenkolb ve Alexander Kristoff gibi yarışçıların bundan dört yıl sonra şu an yaptıkları gibi atak yapıp yapamayacaklarını görmek oldukça ilginç olacak. Güçlü olmak iyi bir şey tabi, ama her şey değil.”

Klasiklerin değişmez favorisi ve pelotonların fiili patronu olarak Cancellara her zaman rakiplerinin dikkatle takip ettiği bir yarışçı olarak kalacak. “İşin sırrı stresle nasıl başa çıktığınızda gizli. Ben üzerimdeki baskıyı her zaman çok iyi yönettim. Evet, yarışlardan önce gergin oluyorum, özellikle son bir kaç yıldır. Ancak kontrol etmeyi öğrendim.” diyor deneyimli yarışçı.

Cancellara’nın nasıl bu kadar güçlü bir yarışçı olabildiğiyle ilgili bir çok teori bulunuyor (meşe odunu gibi bacaklarına ek olarak). Bazı yorumcular bisiklet üzerindeki duruşunun ve beladan uzak durma yeteneğinin etkili olduğunu söylüyorlar. Bazıları ise Bahar Klasikleri’ni kazanma sebebinin yarışçının yolla olan uyumu olduğunu söylüyorlar ve bu konuda haklı gibiler. Cancellara’nın kazandığı bütün Roubaix yarışlarında bitiş çizgisinde ve yolda hiç toz kaldırmadığı bilinir.

2014 yılında Roubaix’nin ıslak etabında yarıştığında ancak beşinci olabilmiş ve kaygan parke taşlarının pedalların devrini düşürmeye zorladığını söylemişti. Cyclist olarak bunun basitçe hareket ekonomisi ile açıklanabileceğini düşünüyoruz. Cancellara’yı bisikletin üzerinde izlerseniz vücudunun üst kısmının, başının ve bisikletin kadrosunun hiç hareket etmediğini görürsünüz. Hiç bir yanal hareket göremezsiniz. Yani Cancellara’nın bütün enerjisi bisikleti ileri doğru götürmeye kanalize olmuştur. Kalçası da seleye adeta yapışmış gibidir. 1.85 boyunda 80 kilo bir sporcu için bu oldukça iyi bir taktik çünkü yapılan çalışmalar ağır bisikletçilerin pedala baskı uygulayan ayakları değiştikçe çok hızlı bir şekilde enerji kaybettiklerini göstermektedir. Cancellara bu ilkeye o kadar bağlıdır ki Roubaix’deki velodramda sprint atarken bile seleden nadiren kalkar.

undefined

Güç ekonomisi zamana karşı yapılan yarışlarda bugüne kadarki başarısını açıklıyor gibi. 2006’da Avusturya’da ilk elit yarışını kazanmadan önce 1998 ve 1999 yıllarında Gençler Dünya Zamana Karşı yarışını kazanmıştı. Daha sonraki dört yıl içinde ise üç dünya şampiyonluğu, 2008 yılında Olimpiyat altın madalyası ve Tour de France etapları da dahil olmak üzere çok sayıda etap ve günlük yarış kazanacaktı. Ama 2009 yılında bir şeyler değişti.

“O yılki Vuelta’yı hatırlıyorum. Prolog Hollanda’da yapılmıştı. Diğer yarışçılar gibi genellikle 45 dakika ısınma yaparım. Ama o yıl sadece 15 dakika yaptım. Motivasyonumu kaybetmiştim... Ama yine de kazandım. Bu yüzden Cavendish’in Rio’daki pist yarışını beklemesini anlayabiliyorum. Her şeyi aynı yaparsanız, aynı sonucu elde edemezsiniz.”

Cancellara o zamandan beri zamana karşı yapılan yarışlardaki sıralamada geriledi. Ancak Cyclefit’deki ekibe sorarsanız UCI’ın modası geçmiş 5cm kuralı olmasaydı hala bu yarışları domine edebilirdi. 5cm kuralına göre selenin ucu orta göbekten en az 5cm geride olmak zorunda. Ayrıca yarışçıya morfolojik muafiyet verilmediği sürece aerobarların ucundan orta göbek merkezine kadar olan mesafe 75cm’den daha fazla olamıyor.

Cyclefit’den Phil Cavell bu kural hakkında şu yorumu yapıyor: “Bu kurala göre Fabian 1.77 boyunda bir yarışçının parametrelerine göre yarışmaya çalışıyor. Fabian 90cm’ye kadar çıkabilir ki bu durumda daha fazla güç üretebilecek alanı olur. Aynı şey yol bisikleti için de geçerli.” Ama yine de Cancellara her zaman genetiğin ve çevre koşullarının ona sağladıklarından en iyisini çıkarmayı başarmıştır.

İtalya ve İsviçre’nin buluşması

Fabian, Donato ve Rosa Cancellara’nın oğlu olarak 18 Mart 1981 yılında Wohlen bei Bern’de doğdu. Donato 18 yaşındayken İşviçre’den İtalya’ya gelmişti. İsviçreli Rosa’yla tanıştı, evlendiler ve tek çocukları olan Fabian dünyaya geldi. Gelecekte dünya çapında bir yıldız olacak bu çocuğu Bern’in yakınlarındaki Hinterkappelen’de büyüttüler.

“Babam buraya çok az bir miktar para ve tek bir çanta ile gelmişti. Hayatta kalabilmek için her türlü işi yaptı. Bisikletle turist gezilerinde rehberlik yapıyordu ve şehirdeki bazı yarışlara katılmıştı. 13 yaşımdayken bir tur binmek için babamdan bisikletini istedim.”

Ancak işler çok farklı gelişebilirdi. Eğer Donato genç Fabian’a fren pabuçlarını yasaklayıp onu tekmelik giymeye zorlasaydı ünlü yarışçı bugün futbol oynayarak yeteneğini heba ediyor olabilirdi.

“Çok futbol oynadım. 13 yaşımdayken bütün hayatım futbol ve bisikletti. Hayatım Pazartesi futbol, Salı bisiklet, Çarşamba futbol, Perşembe bisiklet, Cuma bisiklet, Cumartesi futbol, Pazar bisiklet olarak bölünmüştü. Ya yarışıyordum ya da futbol oynuyordum. Hücum oyuncusuydum ama Messi, Ronaldo ve Rooney kadar iyi olamayacağımı biliyordum. Ama futbolda ortalama bir oyuncunun bisiklete göre daha çok şansı var. Bisiklet yarışlarında herkesin gerçekten iyi olması gerekiyor.”

Daha sonra bisiklet tutkusu futbolun önüne geçti ve 2000 yılında Dünya Şampiyonası’nda, 23 Yaş Altı Zamana Karşı Yarışı’nda ikinci olduktan sonra bir çok kişinin gelmiş geçmiş en iyi takım olarak adlandırdığı İtalyan Mapei takımıyla anlaşarak profesyonel oldu. Mapei 1993 ile 2002 sezonları arasında 10 sezon varlığını sürdürdü ve inanılmaz bir şekilde 653 yarış kazandı. Takımın sahibi Giorgio Squinzi aralarına Johan Museeuw ve Michele Bartoli’nin de dahil olduğu o günün en iyi Klasik yarışçılarını topladı ve bu ekip genç Cancellara’ya Monument kazanmanın nasıl bir his olduğunu gösterdi. Mapei aynı zamanda doping karşıtlığıyla da tanınmaktaydı (tabi daha sonra Museeuw’ın doping yaptığını itiraf ettiğini unutmamak gerek). Charly Wegelius daha sonra yazacağı Domestique adlı kitabında Squinzi’den ‘bilim ve mantık adamı’ olarak bahsedecekti.

Cancellara o günleri şöyle anlatıyor: “2000 yılında Mapei Center’da teknik bike-fitting işini üstlendik ve bu işte marjinal fayda sağlayan ilk bizdik. Fassa Bortolo’da

[ 2003-2005 ] bu konuya pek dikkat edilmiyordu. Bjarne ile çalışırken daha da kötüydü [ 2006-2010 arasında CSC’deyki Bjarne Riis]. Şu anda ise tam tersi diyebiliriz çünkü Trek takımında bilimsel verilere çok değer veriliyor.”

Cancellara ilk profesyonel yarışını Tour of Rhodes’un prolog etabında kazandı. “Bradley Wiggins’i geçip birinci olmuştum”. 3 yıl sonra da Tour de France’ın prolog etabını kazanıp adeta bir üst lige çıkmıştı. Cancellara sarı mayoyu da ilk kez o zaman giymişti. 15 yıl sonra 2015 yılına gelindiğinde 29 kez sarı mayoyu giymişti (yarışı kazanmamış bisikletçiler arasında bir rekor). Cancellara 2006 yılını kariyerinin en önemli yılı olarak görüyor çünkü o yıl Paris-Roubaix’yi ilk kez kazanmıştı. Cancellara bu zaferini şöyle anlatıyor: “Paris-Roubaix bir çok şeyi değiştirdi çünkü bir günde koşulan yarışların içinde en önemlisi ve İsviçre bu yarışı 1923’den beri kazanamamıştı. Ayrıca medyanın ilgisinin de artmasını sağladı. Paris-Roubaix, Dünya Zamana Karşı şampiyonluğu, evlilik ve ardından gelen bebek o yılın inanılmaz güzel geçmesini sağlamıştı.”

 undefined

Profesyonel düşünceleri

“Bu spor çok değişti” diyor Cancellara. “Artık daha az yarışıyorsunuz, ama yarışlar daha zorlu. Kariyerimin başında farklı bir jenerasyonla yarışıyordum (Armstrong dönemi). Artık genç yarışçıların iyi yarış çıkarması için daha fazla şansları var. Takımların hiyerarşik yapılanışı da daha ayrıntılı. Ayrıca antrenmanlar da kişiye özel hazırlanıyor.” Gülümsüyor. “Daha çok Sky tarzı. Ters periyod dedikleri bir şey getirdiler mesela [kış sezonu yüksek yoğunluk üzerinde çalışıp sezon yaklaştıkça hacmi arttıran bir model]. Ama kimse ayrıntılarını bilmiyor. Bütün yarışçılara gizlilik sözleşmesi imzalattılar. Beslenme de çok değişti. Artık bir aşçımız var ve her şey ölçüye göre yapılıyor. Ama bence yiyecek ve bilimsel yaklaşımlar konusunda şu anda gördüğümüzden çok daha fazla potansiyel var. Karbonhidrat ve protein türlerini değiştirip sindirimin süresini ayarlayabiliyorsunuz. Böylece de farklı sonuçlar elde edebiliyorsunuz. Alerjiniz mi var? Glutensiz yiyecekler mi yemeniz gerekiyor? Laktozsuz mu tercih ediyorsunuz? Yumurta yiyecek misiniz yoksa yemeyecek misiniz? Çok çeşitli kombinasyonlar yapıp farklı sonuçlar elde edebiliyorsunuz. Ama tabii ki Sky’ın destek ekibiyle yaptıkları ya da bizim kaliteli yiyecekler kullanarak elde ettiğimiz sonuçlar hiç de ucuza mal olan şeyler değil. Fakat bu tür konularda ekonomi yapamazsınız.”

Cancellara’nın konuşmalarından bu sporda yarışçılıktan daha kapsamlı bir iş yapmayı düşündüğünü anlıyoruz. “Trek’le devam etmek istiyorum ama halkla ilişkiler veya temsilcilik gibi bir iş değil. Takım da benimle aynı fikirde.” diyor.

Cancellara’nın araştırmacı kişiliği ve ayrıntılara verdiği önem bisiklet tasarımı işine el atabileceğini düşündürüyor bize. Hatta Trek Domane’ye şimdiden çok büyük katkılar sağladığı biliniyor. Ayrıca Cancellara’nın kariyerinden biliyoruz ki ünlü yarışçı İsviçre’deki sessiz hayat tarzını seviyor ve çok fazla kamuoyu önüne çıkmaktan hoşlanmıyor. Bu durumda aklımıza bir soru takılıyor elbette. Eğer Cancellara bisiklet tasarımı yapmayı seçerse yapacağı bisikletler İtalyan tarafından aldığı zarafeti mi yansıtacak yoksa İsviçreli tarafından gelen mükemmeliyeti mi yansıtacak?

“Yaşlandıkça daha da İsviçreli oluyorum, bu çok bariz hissediliyor. İsviçreliler daha mükemmeliyetçi ve dakik insanlar. İtalyanlar her zaman her işe geç kalırlar. Bugün geç kaldım, evet. Ama suç bende değil, trafikte. İtalyanlar iletişime daha açıktırlar ve aile konusu onlar için çok önemlidir. İsviçreliler daha kapalı kutu gibi insanlar. Ama aklınızda olsun, ben yine de ikisinin karışımıyım.” Belki de Cancellara’yı kendi jenerasyonunun en başarılı isimlerinden biri yapan şey genleriyle hırsının, bilimselliğiyle sezgilerinin mükemmel birleşimi.

James Witts yaşlandıkça  İsviçreli olan bir İngiliz yazar.

Bu yazı JAMES WITTS tarafından yazılmıştır.|10 Mayıs 2017