Cyclist Türkiye

BAHAR SAYGILI

BAHAR SAYGILI

Cyclist Türkiye: Güney Afrika’dan yeni döndün ve ayağının tozuyla buluştuk. Şampiyona nasıl geçti?

Bahar Saygılı: 30 yaşıma girdiğim bu sene full Ironman yarışı koşmak için kendime söz vermiştim.  Kendisi de bir Ironman Dünya Şampiyonu olan antrenörüm Luc Van Lierde ile çok disiplinli bir hazırlık sezonu geçirdim. Bazı haftalar 25 saat antrenman yapıyordum. Bu yarış için gerçekten çok çalıştım. Motivasyonum hep çok yüksekti. Yarış günü, start alacağımız Nelson Mandela Körfezi ve çevresi çok rüzgarlı olmasına rağmen istikrarlı yarıştım. Yarış sırasında sporcuları destekleyen seyircilerin coşkusu inanılmazdı.

Cyc:Yarıştan önce antrenman için da Güney Afrika’daydın. Bize izlenimlerini anlatabilir misin?

BS: Ülkemizde henüz kış soğuğu devam ederken orada yaz mevsimi yaşandığı için kamp yapmak üzere bir süre Güney Afrika’da kaldım. Hem kış mevsiminde Türkiye’deki iklim şartlarından dolayı uzun antrenman yapmam zordu hem de yakın tarihte gerçekleşecek yarış için bölgenin havasına alışmam gerekiyordu. İki hafta kadar Ironman bisiklet parkuru olan Cape Argus’da antrenman yaptım. Tam döneceğim hafta da Cape Argus yarışı vardı. İnsanlar yarışa hazırlanmak için deli gibi antrenman yapıyorlardı. Bir an oldu ki yolda binlerce bisikletçi üzerime doğru geliyordu. Herhangi bir yarıştan daha kalabalık antrenman yapan insan topluluğunu ilk defa gördüm. Ülkede bisiklet sporu çok gelişmiş. Şu anda bir pro tour takımı olan Güney Afrikalı Team Dimension Data zaten bunun bir göstergesi. İnsanlar bisiklet sporuna çok aşina, bu da parkuru zorlu hale getiriyor. İklim de hep uygun olduğu için ülkeden çok iyi bisikletçiler çıkıyor.

Cyc:Ülkede bisiklet sporu ve kültürünün güçlü bir şekilde yerleşmiş olduğunu söyleyebiliriz o halde.

BS: Hem de inanılmaz bir biçimde! 7 yaşındaki bir çocuktan 70 yaşındaki teyzeye kadar herkes antrenman yapıyor. Öyle sıradan binmek de değil, ciddi ciddi antrenman yapılıyor. Çok enteresan, çiftler halinde tandem bisikletlerle antrenman yapan çok insan gördüm. Bizde tandem deyince akla adalarda gezmek için kullanılan bir bisiklet aklımıza gelir ama orada ciddi şekilde antrenmanı yapılıyor. Bunların dışında bir sürü kulüp var ve sosyal medya organizasyonu çok yaygın. Yabancı birisi olmama rağmen gider gitmez birçok gruba dahil olabildim.

undefined

Cyc:Sen ‘ömür boyu atlet’ olarak nitelendirebileceğimiz bir insansın, çok küçük yaştan beri sporla iç içesin. Triatlonla olan maceran ne zaman başladı?

BS: Benim alt yapım yüzme aslında. Spora yüzerek başladım. Daha geçmişe gidersek bale ve buz pateni var. İlkokulda bale yapmış olmamın esnekliğime olumlu etkisi oldu. Şu anki performansımı gerçekleştirirken sakatlanma riskimi minimuma indirdiğini düşünüyorum. Sonrasında yüzmeyle devam ettim ki yüzme benim şu an triatlonda en sevmediğim branş,  çünkü çok sıkılıyorum. Hele antrenmanda bisiklet ve koşudan sonra havuzda gidip-gelme işi psikolojik olarak bayağı zorlu bir süreç benim için. Triatlona geçişim ise yine çocukluk zamanımda oldu. Yüzme antrenörüm Erdem Erbaş, Türkiye’deki en eski triatletlerdendir. Hatta daha federasyon bile yokken 2000 yılında beni ilk yarışıma soktu. 14 yaşımdayken orada dereceye girip sporcu olarak ilk paramı da kazandım. Aynı yıl Triatlon Federasyonu kuruldu. Bir süre su altı genç milli takımında yer almaya devam ettim. 2001’deki yarışımdan sonra Çeşme Triatlonu’na katıldım ve ilk defa yedeklerden milli takım kadrosuna girdim. Sonra genç milli takımına seçildim, sonra yaşım büyüyünce büyüklere geçtim. 2011 yılına kadar Triatlon Federasyonu’nun milli sporcusu olarak yarışmaya devam ettim. 2011’de ise Half-Ironman’e merak sardım.

Cyc:Ironman olimpik triatlona nazaran çok daha zorlu bir alan ve ülkemizde Ironman için yarışan pek çok sporcu var. Sen nasıl bakıyorsun bu duruma?

BS: Halihazırda federasyon olarak triatlon branşında olimpiyatlara gitme ihtimalimiz yoktu. 2011’de ilk yarı parkurumu tamamladım. Şu anda yarım ya da tam olarak Ironman bitiren pek çok kadın sporcu var ancak o zaman bunu ilk yapan Türk kadın sporcuydum. Bunun ilklerinden olduğum içinde mutlu hissediyorum kendimi. Ülkemizde artık uzun mesafe dayanıklılık açık hava sporlarına fazla ilgi var. Eskiden fitness salonları ilgi görüyordu şimdi açık havaya olan ilgi arttı. Bu benim için çok sevindirici ve kendimi iyi hissettiriyor. Çünkü eskiden yalnız başımıza bisiklet binerken şimdi sahile çıkınca bir sürü insan görüyoruz. Antrenmanlar daha motive edici. Ayrıca gelecek için sporcuların yetişeceğinin göstergesi olduğu için daha da şevkle yapıyorum sporumu.

Cyc:Önündeki hedeflerden bahseder misin?

BS: 25 yaşımda ilk yarı Ironman’i yaptığımda tam Ironman’i de 30 yaşımda yapacağım diye kendime söz vermiştim.  Doğum günüm 21 Mart. Dolayısıyla Güney Afrika’da, Port Elizabeth yarışına kayıt oldum. Kendime vereceğim 30 yaş hediyesi olan bu yarış için hayli zorlu bir hazırlık süreci oldu.  Yarı Ironman’e göre çok daha uzun süren antrenmanlar yaptım. Hayatımda ilk defa bu sene bu kadar zorlandığımı hissettim. Bu iş bence tamamen zihinle yapılan bir spor. Fiziksel görünse de tüm performans tamamen zihinde bitiyor. Ayrıca performansın esas bölümü yarışmak değil, iyi hazırlanmak. Bu yüzden Ironman yarışları aslında tüm yıl boyunca süren bir mücadele. Yarışta start alınca ‘oh kurtuldum’ diyeceğimi bilerek antrenman yapıyorum. Çünkü hazırlıktaki o yıpratıcı tempoya, ertesi gün bir daha, sonra bir daha yapıp kurtuldum diyemiyoruz. Her yeni gün, hemen hemen benzer yoğunlukta başka bir antrenmanla devam ediyor.  Kaldı ki böyle bir yarışa istediğiniz kadar iyi hazırlanın, hiçbir zaman kendinizi tam olarak hazır hissetmezsiniz. Bu benim ilk tam Ironman yarışım olacağı için önceliğim sağ salim bitirebilmek. Her zamanki gibi elimden gelenin en iyisini yapacağım.

undefined

Cyc:Bu dönemde çok uzun antrenmanlar yaptığını söylüyorsun. Bisiklette tercih ettiğin rotalar nerelerdir?

BS: İstanbul’da bisiklet antrenman rotalarının gitgide azalması maalesef çok üzücü. Birkaç yıl öncesine kadar daha çok alternatifimiz vardı ama kısıtlandı. Ben Avrupa yakasında yaşıyorum. İstinye tarafında oturmayı tercih ettim ve bunun sebebi tamamen düzenli antrenman yapabilmekti. Bisiklet antrenmanına evden çıkarak başlayabiliyorum. İstinye Koç Üniversitesi parkuru kısa antrenmanlarım için uygundu ancak inşaatlar ve kamyon trafiği nedeniyle sekteye uğradı. İstinye sahil yolunda ise uzun antrenmanlarımı yapıyorum ama özellikle hafta sonu trafiğin felç durumda olması artık bunu imkansız hale getirmeye başladı. Ayrıca Belgrad Ormanı yolunu takip ederek Göktürk’e doğru giden bir rotamız vardı ancak orada da 3. havaalanı inşaatından dolayı çok fazla kamyon var ve biraz tehlikeli olmaya başladı.  Artık evden çıkıp uzun antrenman yapma şansımı kaybettim. Anadolu yakasında,  Bostancı’dan başlayıp Formula 1 pisti ve devamında Göçbeyli yoluna doğru parkur var. Yine inşaat kamyonları nedeniyle tehlikeli ancak İstanbul’da emniyetli sayılabilecek uzun parkur olarak burası aklıma geliyor. Ayrıca, siz bütün emniyet önlemlerini aldıktan sonra bütün yollar emniyetlidir bana göre. Kask takmadan çıkmış olmanız  ya da parkurdaki dalgınlığınız gibi pek çok faktör size bağlı.

Cyc: Dinlenme döneminde olduğun için recovery antrenmanında karşılaştık (Gülerek “ Şanslısınız, 160 km boyunca bisiklete binerken de söyleşi yapabilirdik” diyor.) Bu kadar yoğun bir antrenman ve yarış programının dışında bir de profesyonel yaşamın var. Bize biraz bundan bahseder misin?

BS: Profesyonel yaşantımda, Marmara Üniversitesi’nde ders veriyorum. Anadoluhisarı Kampüsü’nde, Beden Eğitimi ve Spor Bölümü’nde yüksek lisansımı tamamladım. Yakında doktoraya başlayacağım. Bu kadar yarış koşmaktan akademik kariyeri biraz yavaşlattım ancak bu alanda ilerlemeyi hedefliyorum.  Bir yanda markalarla işbirliği ve koordinasyonu ile ilgilenmekteyim. Ayrıca Ironman ve triatlon yarışlarına hazırlamakta olduğum 10’dan fazla öğrencim var. Tabii ki onların yarışma heyecanını aynen ben de yaşıyorum ve onları yakından takip ediyorum. Bunun dışında, tam Ironman’e hazırlandığım için çok sosyal bir insan olduğumu söyleyemem. Hatta son zamanlarda çok fazla İstanbul’da kalmamaya özen gösterdim, başka ülke veya illerde vakit geçirdim.  Organize ve programlı bir şekilde, işlerimi minimuma indirip antrenman programına odaklandım.  Son 6 aylık bir süreç oldu, benim için karşılığı bakalım nasıl olacak, yarış çok uzun aksilik de olabilir bakalım ama dediğim gibi ben maksimum seviyede yarışa hazırlandım, benim için eğlenceli olacak, yarışıp göreceğiz.

Cyc: Bu spora yeni başlayanlara, özellikle triatlon yapmak isteyen kadınlara önerilerin neler olabilir?

BS: Triatlon yapabilmek için öncelikle çok disipline olmak gerekiyor. ‘Ben bugün  yüzerim, iki hafta sonra da koşarım’ gibi plansız yapılacak bir spor değil. Mutlaka bir antrenör eşliğinde yapmak en doğrusu ve de iyi bir antrenör seçmek gerekiyor. Canınızı teslim ettiğiniz için bu işin eğitimini almış birisi şart. Bunun dışında mutlaka bütün ekipmanlara sahip olmak gerekiyor. Gerçekten malzeme ihtiyacı fazla olan bir spor. Kasktan ayakkabıya kadar mutlaka kaliteli malzeme kullanmak gerekli. Tüm bu ekipmanların profesyonellerden yardım alınarak, bütçeler dahilinde, gerekiyorsa ikinci el olarak temin edilmesi gerekiyor. Bisiklet ve triatlon bence hayat boyu yapılabilecek sporlar, çünkü herhangi bir spor salonuna bağlı değilsiniz ve üyelik yaptırmıyorsunuz. Bisiklet sizin, kask, bone, gözlük, ayakkabı sizin, zamanlar sizin… Kendinizle yarıştığınız bir spor; yüzerseniz ömür boyu yüzersiniz, hiçbir ekleme baskısı yok ya da koşarsanız çok uzun süreler koşabilirsiniz. Bisiklet de aynı şekilde… Bu yüzden sürdürülebilirlik açısından insanın kendisine yapabileceği en büyük yatırım. Gerekli ekipmanlara sahip olup, bahaneleri kenara bırakarak, herkesin yapabileceği bir spordur triatlon. Bunu yaşam tarzına çevirmek sürdürülebilirlik anlamında çok önemli. Uykunuzu, yemenizi buna göre ayarlarsanız mükemmel bir spor. Seyahat edip bir sürü insanla tanışıyorsunuz, Boğaz Köprüsü’nü sabah güneş doğarken görüp huzur doluyorsunuz.

Yaklaşık 15 yıldır triatletim, 9 yaşından bu yana da antrenman yapıyorum. Yani 22 yıllık spor geçmişim var ve her ne iş yaparsan yapayım mutlaka antrenman yaptım. Bu şartlar altında kendimi çok iyi hissediyorum ve sağlığım el verdiği sürece buna devam edeceğim. Herkese tavsiye ediyorum çünkü zihinsel ve fiziksel olarak kendinizi çok iyi hissettiriyor.

Fotoğraf: TARIK GÜL

 

Bu yazı TUFAN SAĞNAK tarafından yazılmıştır.|29 Mart 2017