Cyclist Türkiye

SALCANO BÜYÜK TUR - SAKIZ ADASI

SALCANO BÜYÜK TUR - SAKIZ ADASI

undefined

Fotoğraflar: ERKMEN ERAKKUŞ

Gün olur alır başımı giderim, denizden yeni çıkmış ağların kokusunda, şu ada senin, bu ada benim, Yelkovan Kuşları’nın peşi sıra... Sakız Adası’nda pedal süreceğimiz belirlendiğinde aklımda Orhan Veli’nin Gün Olur şiirini geçirirken, sözlerini Zülfü Livaneli’nin bestesinden mırıldanıyordum. Neticede Karaburun yarımadasından yola çıkan bir grup bisikletçi için normal karşılanacak bir çağrışım.

Sakız Adası tıpkı bu şiirdeki gibi tarihte Yunanlıların, Perslerin, Büyük İskender’in, Cenevizlilerin, Romalıların olmuş. Sonra Osmanlı'nın olmuş, sonunda Anadolu’ya yedi kilometre uzaklıktaki bu ada yine Yunanlılara geçmiş, dün bizim olana bugün komşu kalmışız.

Sakız Adası için turdan önce söyleyebileceklerim Çeşme’ye feribotla yaklaşık 20 dakika uzaklıkta Ege Denizi’nde Yunanistan'ın beşinci büyük adası olması belki de. Ada deyince aklınıza palmiye ve hurma ağaçlarıyla uzun sahiller gelmesin. Ada, ana karayı aratmayacak dağları barındırırken bölgenin tabiatına uygun muhteşem turkuaz koylara da sahip. Yani, "Gün olur başıma kadar mavi" diyebileceğimiz ama güneşin kendisini görmediğimiz bir gündeyiz Sakız Adası'nda. Ve her ne kadar Ege Denizi’nin soğuk sularına aldırmadan turun sonunda kendimizi denize bırakmak istesek de bu bir günlük rotada yaptığımız tırmanışlar, acaba bizi dönüş feribotuna zamanında yetişmekten alıkoyar mı düşüncesine kapılmamızı sağlayacaktı son bölümlerde. Filmin sonunu söylemeden önce turu anlatmakta fayda görüyorum.

Evet, Sakız Adası macerası nasıl başladı derseniz, bir önceki gün Çeşme’de yaptığımız dağ bisikleti parkurunun bir devamı niteliğinde gelişti diyebiliriz. Bize dağ bisikleti turunda da eşlik eden Selçuk Borovalı ve Barış Devir bölgeyi iyi bilen iki bisikletçi ve bizimle Sakız Adası'na gelebileceklerini öğrendiğimizde o feribota binmeden edemezdik. Bu sayede Cyclist Türkiye ikinci yurtdışı turunu da Yunanistan’da gerçekleştirme şansı bulmuş oldu.

İsmini ve namını adada bulunan sakız ağaçlarından alan, komşunun değişiyle Chios Adası, tadı damakta kalan bir sürüş vadediyor adeta. Dolayısıyla bir günlük bir tur yerine iki günlük bir tur, bisiklet keyfinizi ikiye katlayabilir. Biz zaman kısıtından ötürü kendimize 80km’lik bir rota çıkarmak durumunda kaldık. 80 kilometrelik kısa bir tur kulağa çok eğlenceli gelmese de tırmanışlarla harmanlanan turun son bölümünde son inişe geldiğinizde artık zamanla yarışa başlayacağınız garanti. Bu sizi hızlı bir inişe sürüklerken, pedallarken gördükleriniz turu tatmin edici bir noktaya getiriyor.

undefined undefined

Pasaport polisine “kalimera” dedikten sonra serin bir Ege Şubat’ında pedalları çevirmeye başladık

Biraz daha başa gidelim

undefined

Feribot Chios’a yanaştığında bir an önce turumuza başlamak üzere pasaport kuyruğuna kalmamak için hızlı hızlı gişeye vardık. Gişe görevlisine "Kalimera" (merhaba) dedikten sonra serin bir Ege Şubat’ında pedalları çevirmeye başladık. Hafif eğimli iniş çıkışlarda azar azar irtifa kazanırken adayı güney yönüne doğru pedallıyorduk. Mevsim itibarıyla neredeyse tamamen yerel halka kalan bu güzel ada oldukça sakin görünüyordu. Yunanistan'da aşina olunan zamanın yavaş akışı ise ada sakinlerinin hareketlerinden kolayca çözülüyordu. Belli ki siestayı çok seven Yunanistan'da aceleye hiçbir zaman yer yok.

Selçuk Borovalı ve Barış Devir bize adadan sevgiyle bahsederken, hafta sonu sürüşleri ve idmanlar için yaptıkları ziyaretleri anlatıyorlardı. Gökhan ile benim içinse adada olmak İstanbul'un kargaşasından uzaklaşıp, nadir görünen araçların trafiksizliğinde zincir sesini dinlemenin keyfini sürmekti. Ülkenin gündeminden uzaklaşıp, sadece bisiklet sürmenin, keşfetmenin, yeni insanlarla tanışmanın kafa dinginliğini yaşıyorduk.

 undefined

Pirgi'de dar sokaklarda pedallarken motiflerle dekore edilmiş binaların arasından geçiyoruz

Sakız ağaçları

İstikametimiz güney yönünden güneybatı yönüne doğru kıvrılırken ilk küçük molamızı da sakız ağaçları ile ilk karşılaştığımız yerde veriyoruz. Selçuk Borovalı bize sakız ağaçlarından nasıl sakız elde edildiğini anlatıyor: "Genellikle Ada sakini kadınlar, sonbahar geldiğinde ağaçların gövdesindeki kesiklerden altına koyduları mermerlere ve zemine damlayan sakızları topluyorlar ve daha sonra evlerinin önünde toplanan sakızı yabancı maddelerden ve ağaç kabuklarından temizleyerek işlemi tamamlıyorlar". Adada çıkan sakız aynı zamanda yereller için gelir kaynağı. Japonya'dan dahi oldukça rağbet görüyormuş. Kısa boylu, sevimli sakız ağaçları, bana da Japon bonsai ağaçlarını anımsatıyor. Adanın kuzeyinde bulunan sakız ağaçları ise sert rüzgar ve görece serin hava nedeniyle sakız vermiyormuş. Barış, ise adada geçtiğimiz yıllarda ard arda çıkan orman yangını ile maalesef çok miktarda ağacın yandığını belirtiyor.

SAKIZ TURU

Sakız kokulu bu turu Cyclist Türkiye’nin rotasından yapın

Sakız Limanı’ndan yola çıktıktan sonra, güney yönüne doğru sürüşe başlayın. Havaalanının yanından Thymiana yönüne doğru sürdükten sonra, Pirgi’ye doğru ana yolu takip edin. Yol üzerindeki Armolia Köyü porselenleri ile ünlü ve burada mola verip, eğer forma cebinizde yeriniz varsa Pisagor bardağı satın alabilirsiniz. Buradan sonra gelen Pirgi’de ise Sakız Müzesi yer alıyor. Vaktiniz varsa ziyaret etmenizi tavsiye ediyoruz. Bundan sonraki Mesta köyü, bir şeyler atıştırmak için oldukça güzel bir nokta. Bir sonraki köy olan Vessa’nın merkezinde ise tarihi bir çınar ağacı bulunuyor. Turun son bölümünde yer alan inişteki virajlara dikkat etmenizi öneriyoruz.

Görünen o ki komşu orman yangınlarından sonra tekrar ağaçlandırma işine de pek girmemiş. Siestadan vazgeçemeyen komşu hakkında biraz daha dedikodu yaptıktan sonra yolumuza devam ediyoruz.  Pirgi'ye vardığımızda kahve molası veriyoruz. Taş evlerin göze hoş gelen dekorasyonları kendimizi iyi hissetmemize yol açıyor. Küçük bir meydanda beyaz taş evlerin üzerinde siyah motiflerle süslenmiş evlerin gölgesinde kahvemizi içerken, Pirgi köyünün 1881 yılında meydana gelen büyük depremden etkilenmediğini öğreniyoruz. Pirgi'nin kuruluşu ise 10. yüzyıldan önceye, yani orta çağa denk geliyormuş ve köyün korunan mimarisi bisiklet turumuzun içindeyken bizi tarihte bir başka yolculuğa çıkarıyor. Burada verdiğimiz molada da yine Yunan halkının sıcak diyalogları ve misafirperverliğini tecrübe ediyoruz ama daha çok konuşmak ve sohbet etmek için fazla vaktimiz yok. Bir an önce demir atlarımızın üzerine atlamalı ve kendimizi yokuşlara vurmalıyız. Erkmen fotoğrafları çekmek için oldukça hızlı hareket etse de yine de çekimde kaybettiğimiz küçük zamanlar damlaya damlaya birikiyor ve biz bu sele kapılmadan önce kendi vatan topraklarımıza dönmek istiyoruz.

undefined

Pirgi'ye tırmanırken arkamızda Yunanistan askeri araçları beliriyor

Pisagor bardağı

Tabi Sakız Adası'nda pedallarken Selçuk Borovalı ve Barış Devir ikilisinden dinleyeceğimiz çok şey var. Bize Pisagor bardağından bahsediyorlar. Sakız Adası'nın güneyindeki Samos Adası doğumlu, filozof ve matematikçi Pisagor'un ismini eğitim çağımızdan hepimiz hatırlıyoruz. Onu daha çok matematikçi olarak tanırken, bisiklet üzerinde filozof yanını öğrenme şansına erişiyoruz. Onu bizim için önemli kılan bir başka özelliği de adalet dağıtan müthiş icadı. Bu icat bir bardak ama adeta sihirli bir bardak. Selçuk Borovalı bu bardağın önemini ve bildiği hikayesini şöyle anlatıyor: "O çağlarda gün boyu çalışan işçilere günün sonunda, çalışmalarının bir ödülü olarak şarap olduğunu tahmin ettiğimiz bir içecek dağıtılıyomuş. Bazı işçiler, haklarına razı gelmeyip diğerlerinden daha fazla alıyor, bu da aralarında huzursuzluk çıkmasına ve zaman zaman kavgalara neden oluyormuş. Pisagor bu soruna bir çare bulmak ve aynı zamanda hakkından fazlasına tamah edeni cezalandırmak için bir bardak tasarlamış. Adil paylaşımı sağlamak için düşünülmüş bu basit ama müthiş buluş meşhur Pisagor bardağı! İçine izin verilenden fazla içeceğin doldurulması halinde sifon etkisi ile altındaki delikten sıvıyı tamamen yere boşaltan bir sistem düşünmüş. Fazla içecek konulmadığı durumda normal bir bardak görevi görürken, seviye, çizginin üzerine çıktığında bildiğimiz sifon etkisi ile tüm içecek bardağın altındaki delikten yere dökülüyor. Böylelikle hakkına razı olanların hakları korunurken, hakkından fazlasına tamah edenler cezalandırılmış ve adalet sağlanmış oluyormuş... ”

undefinedundefined

Selçuk Borovalı verdiğimiz kısa molda sakız ağaçları hakkında bilgi veriyor

Sürüşümüze devam ediyoruz hem pedal çevirirken hem rakımı küçük küçük biraz daha yükselterek Mesta'ya varıyoruz . Evlerin birbirine çok daha yakın yapıldığı gözlerimizden kaçmıyor. Selçuk Borovalı bu mimarinin sebebini şöyle açıklıyor: “12. yüzyıla ait Bizans döneminde inşa edildiğini bildiğimiz ortaçağ kasabası olan Mesta'da da adanın genelinde görünen mimari hakim. Belirgin şekilde dar sokaklarla dolu ve adeta labirent gibi olan köy, adanın güneyinde, sakız üretiminin merkezinde zengin bir bölgede olduğu için birçok kez istila geçirmiş.  Zengin köye yağmaya gelen korsanlara ve dış istilalara karşı savunma amaçlı birbirine yukarıdan taş kemerlerle, köprüler ile bağlı evler, bir saldırı sırasında kolay saklanmak ve kaçabilmek için tasarlanmış. Köyün kendi içinde pasif bir kale gibi tasarlandığını görüyoruz.”

 undefinedundefined

NASIL GİTTİK?

İstanbul’dan İzmir’e günün her saati uçakla ulaşmak mümkün. Gidiş – dönüş yaklaşık 75TL’ye bulabileceğiniz uçak biletlerine ek olarak, bisikletinizi taşımak için de yaklaşık benzer bir ücret ödemek durumunda kalıyorsunuz. Havaalanı – İzmir transferini ise yine her saat başında hareket eden Havaş’ın araçları ile yapabilirsiniz. Sakız Adası’na gidiş – dönüş feribot biletini 25 Euro’ya alabiliyorsunuz. Yaklaşık 25 dakika süren bu yolculukta bisikletiniz ücretsiz olarak taşınıyor. Adayı bizim gibi, günübirlik gezebileceğiniz gibi, bizden daha uzun bir tur yapmayı düşünüyorsanız ve feribotun dönüş saatini yakalamayacağınızı düşünüyorsanız, gecelik 25 Euro’dan başlayan fiyatlarla konaklayabilirsiniz. Sakız Adası’na geçmek için geçerli bir Schengen vizesine ihtiyacınız olduğunu unutmayın.

undefinedundefined

1822 isyanı

Bu küçük sevimli yerleşim biriminde de yine küçük
bir meydan var. Karnımın guruldamaya başladığını duyuyorum. Bu meydanda bisiklet ve bisiklet turları kiralayan profesyonel bisiklet mağazası da dikkatimizden kaçmıyor. Çevredeki kediler etrafımızda toplanıyor ve serin rüzgara rağmen oluşan sıcak ortamda molamıza dışarıda devam ediyoruz. Kafenin işletmecisi yanımıza vardığında "kalimera" yerine "merhaba" demeyi tercih ediyor. Bir an dikkatimi kaybederek Türkçe konuşmaya başlamam hepimizde bir tebessüme yol açıyor. Adanın tarihi ile ilgili bir başka bilgi ise şöyle ; ‘Osmanlı hakimiyetinde uzun yıllar ada sakız üretimini geliştirir ve denizcilikte söz sahibi olur. Ege Denizi’ndeki en zengin adalardan biri olur. Hatta bir dönem Osmanlı İmparatorluğu’nun en verimli vergi geliri getiren bölgesi olur. Ancak, 1822 yılında Ege adalarında çıkan isyana önceleri katılmak istemeyen rehaf ve barış içinde yaşan Sakız halkı, Sisam Adasından gelen bir isyancı bir grup etkisi ile adada ayaklanma ve huzursuzluk çıkarır. Kışkırtıcı birçok cinayet işlerler.

undefinedundefined

Bu isyanı bastırmak üzere Nasuhzade Ali Paşa görevlendirilir. Konstantin Kanaris bu örgütlenmenin ileri gelenlerindendir ve Nasuhzade Ali Paşa'nın sancak gemisini ateşe vermeyi başarır. Gemisini kurtarmak isteyen paşa yanan gemi direğinin üstüne düşmesi sonucu şehit düşer. Daha sonra adaya 40.000 adet asker çıkaran Osmanlı İmparatorluğu adada isyanı bastırır ve adada isyana katılanları kılıçtan geçirir. Asiler kaçar, kaçamayanlar öldürülür veya esir edilir. Yunan kaynaklarında isyanın bastırılmasının 15 gün kadar sürdüğü ve bu sırada ada halkından birçok sivil insanın da hayatını kaybettiği anlatılır. Bugün Nasuh Mahruki'nin Yunan asileri tarafından şehit edilen Kaptan-ı Derya Nasuhzade Ali Paşa'nın soyundan geldiği söylenmekte. Tüm bunların üzerine zaten savaş ve göç nedeniyle azalmış olan adanın nüfusu 1881 yılında kuvvetli bir deprem ile bir darbe daha alır ve adanın büyük bölümü yerle bir olur. Maalesef bir zamanların zengin ve refah içindeki Sakız Adası talihsiz ve sıkıntılar ile dolu uzun bir döneme girer.’ Evet, Türk-Yunan tarihi savaşlarla dolu. Bu dönemde yaşananlar bazı sanatçıları da etkilemiş. Eugene Delacroix'in Les Massacre de Scio (Sakız Adası Katliamı) adlı tablosu ve Victor Hugo'nun "L'Enfant" adlı şiiri Sakız Adası isyanını konu alıyor. (Victor Hugo - Çocuk ; Türkler burada idi. Her yan harabe - Yürek acısı. - Sakız, üzüm adası, -Şimdi kömürleşmiş resif - Bir zamanlar çiçeği ile gölgeli Chios, - Gelgitlerle sahilleri coşan Sakız Adası) 

undefinedundefined

Zor ve sıkıntılı dönemin ardından gelen bu güzel günler, artık adada sakin bir tempoda, çiçek ve sakız kokuları içerisinde geçiyor. Duyduğumuz kadarıyla, insan baharda bisiklete binerken kokulardan adeta sarhoş oluyormuş.

 undefinedundefined

Askeri hareketlilik ve dönüş feribotu

Mesta'dan ayrıldıktan sonra yolumuza devam ediyoruz.

Kısa bir tırmanıştan sonra, deniz seviyesine bir iniş gerçekleştirip, adanın batı ucundaki limanın yanından geçiyoruz. Bu bölümde adada askeri bir hareketlilik de görüyoruz. Uluslararası anlaşmalar neticesinde adada askeri birlik bulundurulması yasak. Ufukta ise adaya yaklaşan askeri gemi, son dönemdeki politik gelişmelere istinaden Yunanistan’ın bu yasağı deleceğinin işareti
gibi görünüyor. Pirgi’ye tırmanırken, Yunan ordusuna ait bir cipin eskortluğunda yanımızdan geçen askeri tır ise limana ulaşmış bile. Deniz solumuzda, inişli çıkışlı bir yoldan devam ediyoruz. Bu noktadan sonra ise sürüşümüzün en büyük iki tırmanışı geliyor. Önce sıfırdan 300 metreye tırmanıp, 100 metre bir iniş gerçekleştiriyor, bu inişin bitimiyle yine 200 metre daha tırmanıp sonra turumuzun başlangıç noktası olan Chios limanına doğru 400 metre rakımdan inişe başlıyoruz.

Dönüş güzergahında bulunan iki tırmanışın arasında gördüğümüz Vessa'da durma şansımız olmuyor. Halbuki, Vessa’nın girişindeki asırlık çınar ağacı gölgesindeki köy kahvesinde bir soluklanmayı ne kadar isterdik. Dolayısıyla Mesta'da turun son bölümü için gıda ve su ihtiyacınızı gidermenizi öneriyoruz. Bundan sonraki bölümde feribota yetişmek için var gücümüzle pedallara asılıyoruz. Feribota 10 dakika kala pasaportlarımıza çıkış damgası vuruluyor ve adadan, daha detaylı ziyaret edebileceğimiz bir günün planını yaparak ayrılıyoruz.

undefined

BİSİKLETÇİNİN BİSİKLETİ

Salcano XRS001 RED, 15900TL, salcano.com

Salcano XRS001 Red, 7 kilogram ağırlığı ile adadaki bu 80 kilometrelik yolculuğumuzun hem tırmanışlarında, hem de inişlerindeki keskin virajlarında çok keyifli bir sürüş yapmamızı sağladı. Öyle ki, Strava’daki Vessa Climb segmentinin en iyi zamanını yapmayı da başardım. Zipp 60 jant seti, sürüş yaptığımız günkü sert rüzgarlar nedeniyle parkurun belli bölümlerinde bisikleti biraz rahatsız etse de, genel sürüş zevkini etkileyecek kadar değildi. Fakat yine de, rüzgarlı günlerde kullanmak için daha düşük profilli, ikinci bir jant seti tercih edilebilir.

 

Bu yazı İBRAHİM YILMAZ tarafından yazılmıştır.|12 Aralık 2017