Cyclist Türkiye

PELOTONDA ÖLÜM: HERHANGİ BİR YARIŞ GÜNÜNDE, TRAJEDİ OLABİLİR

PELOTONDA ÖLÜM: HERHANGİ BİR YARIŞ GÜNÜNDE, TRAJEDİ OLABİLİR

Paris - Roubaix devam ederken, bir sürücünün acil durum halinde hava yoluyla taşınıdığına dair, bir kaza hakkında söylentiler kulağıma gelmeye başladı. Bir şekilde, direkt olarak onun artık aramızda olmadığını biliyordum. Yarışlarda yıllarını geçiren biri durumun ciddiyetini hissedebilirdi.

Bu yıl Paris - Roubaix'de pek çok konuğum vardı, ağırlıklı olarak konuklarımız EF'de pazarlama, iletişim ve markalaşma alanında çalışan insanlardı. Birçoğu daha önce hiç bir bisiklet yarışı görmemişti, görenler ise sadece bisiklet sporunun temel bilgilerine hakimdi.

Son birkaç aydır EF'deki insanlarla oldukça yakınım, ve dolayısıyla farklı takım araçlarında ve yarışın farklı pave sektörlerinde olsak da yarış boyunca birbirimizle mesajlaşıyorduk. Sebastian Langeveld'in kaza nedeniyle yarış dışı kalmasını belirterek, cep telefonuma ne denli üzgün olduğumu yazıyordum. Ancak işin kurdu olmuş her takım menajerinin yazacağı ya da düşüneceği gibi kaza o kadar da kötü değildi: Bir sarsıntı, pave taşların üzerinde kan fışkıran kırık bir burun veya omuz burkulması yoktu. Bu nedenle yeni işverenime "Gerçekten o kadar da kötü değil" diye yazıp gönderdim.

Ve sonra Michael Goolaerts’in içinde bulunduğu durumun haberi geldi. Profesyonel bisikletin sürekli çalışan dedikodu makinesinden geçen haberi duyduğumda bir ürperti hissettim. "Anlaşılan yarışta bir çocuk öldürüldü. Çok üzücü. Ne zalim bir spor ama" diyerek diğer araçtakilere mesaj attım. O anda olay hala prematüreydi ve takımın kalp kırıcı haberi doğrulamasına neredeyse yarım gün vardı.

Beni esas vuran ise böylesi bir habere karşı ne denli tepkisiz kalmamdı. Arkadaşlarım kesinlikle şok olmuştu ve resmi bir doğrulama olmadan önce böyle bir şeyi dile getirdiğime inanamıyorlardı.

Pavé sektörlerden birine geldiğimde, yolun kenarında bir çift jant ve bir şişe tutan eski bir dosta rastladım. O, yıllardır bisiklet sporunun içerisinde çalışıyordu ve onunla Goolaerts hakkında dolaşan söylentiler üzerine konuşmaya başladık. Kazaya neden olan kalp yetmezliği mi, yoksa kalp yetmezliğine neden olan kaza mıydı? Kimse bu sorunun cevabını bilmiyordu ama cevap hemen, “Evet, ama bu bisiklet sporu” oldu. Bu aslında benim de aklımdan geçen şeydi. Ne yazık ki.  

Yıllar boyunca hastanelere sayısız defa gittim ve bundan daha fazla kez korkunç kazalarla ilgili tıbbi raporları okuyarak zaman geçirdim. Asla tanımlayamayacağım sayısız yol kenarında meydana gelen kaza sahneleri gördüm. Ama bu bisiklet ve o devam ediyor.

Biz, eski topraklar, bisiklet sürmeye devam etme konusunda aşılandık. Bir sarsıntı, kırık bir burun ve köprücük kemiği ile sonuçlanan bir çarpışma şanslı olarak görülür. Sağlıklı, gerçekten. Soran herkese verilen cevap, "O iyi" olur ve daha sonra tekrardan antrenmanlara başlamadan önce kaç hafta geçeceğinin takibi yapılır.

Bu düşünceler, kelimeler ve cevaplar, bisiklet yarışları dünyasında bulunmayan birisi için gerçekten ağır görünebilir. Ve sanırım öyle görünür, çünkü gerçekten öyle. Spordaki yıllar süren trajedilerden oluşan kalıntılar, genç bir bisikletçiyi kaybetme acısını azaltıyor ve hepimiz kendimizi, herhangi bir yarış gününde, bunun gibi bir şeyin tekrardan olabileceği gerçeğinden koruyoruz. Hepimiz bununla mücadele ediyoruz; hepimizin mücadele şekli farklı.

Risk bu sporun bir parçası. Ve bu parça kimsenin görmek ya da onaylamak istemediği bir alan. Ama o, orada duruyor.

Dan Coyle 2005 tarihli “Lance Armstrong’un Savaşı” adlı kitabında, bisiklete binmenin ölüm ve ciddi yaralanma söz konusu olduğunda istatistiki olarak dünyadaki en tehlikeli spor olduğunu çözümlüyor. Ama bizler bunun hakkında konuşmak istemiyoruz. Ölüm gerçeği, ayçiçeği tarlalarının içinden geçen rengarenk ve neşeli bir peloton görüntüsünü bizlerden uzaklaştırıyor. Böylece bu düşünceyi aklımızdan dışarı doğru itiyoruz. Vücudumuza başka bir cilt tabakası ekliyoruz. “İşte bisiklet bu.”

Ertesi sabah helikopterlerin gürültüsünden, kameralardan, medyadan ve yarış heyecanından uzakta uyanmak; tam bir sessizlik. Saatler ilerledikçe bile durum aynı. Ailenizden birinin öldüğünü bilmek her şeyi durduracaktır. Kendi bisikletçilerinizden biri olup olmadığını hayal edin. Annesinin nasıl hissedeceğini düşünün. Sporcunun ailesini aramak ve onlara haberi vermek zorunda olmanın acısını hayal edin.

Bunun nasıl önlenebileceğini, ve ailesinin böylesi bir haberle nasıl başa çıkacağını düşünün.

Ve sonra hissediyorsunuz - gerçekten hissediyorsunuz.

 

undefined

Jonathan Vaughters, EF Education First-Drapac p / b Cannondale'in CEO'sudur. Uzun vadeli istikrarı teşvik etmek için WorldTour ekipleri tarafından oluşturulan bir iş ortaklığı olan Velon'un yönetim kurulu üyeliğini yürütmektedir. Daha önce dünyanın en iyi profesyonel bisiklet takımları derneği olan Association International des Groupes Cyclistes Professionels (AIGCP) başkanlığını yürüttü. 2014 yılında, Denver Üniversitesi Daniels College of Business'da yüksek lisans eğitimini tamamladı ve pilot lisansı kazandı. Coloradolu Vaughters, oğlu Denver ile birlikte yaşıyor.

Bu yazı ERMAN ÖNER tarafından yazılmıştır.|12 Nisan 2018