Cyclist Türkiye

SELE ÜZERİNDEKİ KADININ GÜCÜ

SELE ÜZERİNDEKİ KADININ GÜCÜ

Türkiye’nin ilk kadın valisi kaç yılında atandı biliyor musunuz?

Lale Aytaman adını hatırlayanlar, yılı da hatırlayacaklardır. Lale Aytaman 1991’de Muğla Valisi olarak göreve başladığında Türkiye bir eşiği atlamıştı.

İlk kadın kaymakam Özlem Bozkurt (Gevrek) ise Aytaman’dan 1 yıl sonra, 1992’de Çankırı’nın Orta ilçesinde göreve başladı.

Peki nasıl oluyor da, 1930’ların başında kadınlara seçme seçilme hakkı tanıyan bir ülkenin ilk kadın kaymakamı 58 yıl sonra atanıyor? Üstelik 1930’da belediye başkanı seçilen Sadiye Hanım, 1933’te muhtar seçilen Gül Esin gibi örnekler varken.

Bir şehir efsanesi midir, yoksa gerçek midir bilmiyoruz ama, kadınların kaymakam olamamasıyla ilgili nedenlerden bir tanesi çok ilginçtir: Kadınların ata binememesi!

16 Mayıs 1980 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde çıkan bir habere göre, Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu Fatma Yazıcı, kaymakam olmak için İçişleri Bakanlığına başvurmuş ama “kadın olduğu ve ata binemeyeceği” gerekçesiyle başvurusu reddedilmiştir. Ama Fatma Yazıcı pes etmemiş, kaymakamlığın anayasal hakkı olduğunu savunmuş, bu hakkı elde etmek için bütün kanalları zorlamıştır. Ama onun ilk kadın kaymakam olma hayali 12 yıl sonra Özlem Bozkurt’a nasip olmuştur.

Bugün böyle şeyler duyduğumuzda çok şaşırıyoruz.  Oysa toplumsal olan her şeyin bir tarihi arka planı var. Bugün “normal” kabul ettiğimiz birçok şey, dünün anormali olabiliyor.

Örneğin oy hakkı. Bugün aklı başında kimse çıkıp “kadınlar oy kullanmasın” diyebilir mi? Oysa hem genel oy hakkı, hem de kadınların oy hakkı insanlık tarihine baktığınızda çok yeni bir şey.

Kadınların oy verme hakkı aldıkları ilk ülke, 1893’te Yeni Zelanda oluyor. Onu Avustralya (1902), Finlandiya (1906) ve Norveç (1913) izliyor.  Fransa, İtalya gibi ülkelerde bu hak, ancak 2. Dünya Savaşı’ndan, yani 1945’ten sonra elde ediliyor.

undefined

2011 yılında yayınlanan bu harika kitap, bisikletin kadınların özgürleşmesinde nasıl rol oynadığını gösteriyor. Wheels of Change (Değişimin Tekerleri) adını yaşıyan ve Sue Macy tarafından kaleme alınan kitap, National Geographic yayınlarından çıkmış 

Oy hakkı için mücadele eden Suffragette hareketinin simge isimlerden Amerikalı Elizabeth Stanton 1890’larda şöyle bir cümle kuruyor mesela: “Biz kadınlar, oy kullanma hakkına doğru pedal çeviriyoruz.”

Aynı dönemin simge bir başka ismi Susan Anthony: “Bisikleti yönetmeyi başaran bir kadın, hayatı da yönetmeyi başaracaktır.” diye bir tezi savunuyor ve ardından şöyle devam ediyor: “Dünyadaki kadınların eşit haklara ulaşması yolunda bisikletin yaptığını ne başka bir şey ne de başka bir kimse yaptı”

undefined

Sadece oy hakkı için değil, 19. yüzyıl sonu 20. yüzyıl başındaki kadın hareketlerinde bisikletin yerine dair çok  örnek var. 2016 Mart ayında Esra Ertan’ın Cyclist Türkiye için kaleme aldığı makalede bahsi geçen Alice Hawkins ve Annie Londonderry bunlardan ikisi mesela. Alice, bisikleti, varoluşunun bir parçası yapan  kadın hakları savunucusu, Annie ise, bisikletle dünya turu yapan ilk kadın olarak tarihe geçiyor.

1894’de Boston’dan yola çıkan 23 yaşındaki Annie, 15 ay sonra şehrine dönüyor. Gemiyle Avrupa’ya geçen Annie, Paris’ten Marsilya’ya pedal çeviriyor. Ardından bisiklet/tren karışımı araçlarla yolculuğuna devam ediyor. Yolculuğu boyunca İskenderiye, Singapur, Hong Kong, Şangay, Kobe gibi şehirlere ulaşıyor. Ondan sonra Yokohama’dan bir gemiye atlayıp ülkesine doğru yola çıkıyor. (Burada çok ilginç bir nokta var. Bisikletle ilk dünya turunu yapan Thomas Stevens’ın da son durağı Yokohama idi. Büyük bir ihtimalle Annie, Thomas’ın kendinden 10 yıl evvel yaptığı yolculuktan haberdardı ve bir erkeğin yaptığını, kadınının da yapabileceğini göstermek istemişti.)

1947’deki ölümünden sonra isminden pek bahsedilmeyen Annie Londonderry, iki binli yılların başında yeniden hatırlanıyor ve hakkında kitaplar yazılıp, belgeselleri çekiliyor, şarkılar yazılıyor, ödüller veriliyor. Özetle, bu cesur kadın biraz rötarlı da olsa efsaneleşiyor. 

undefined

1894'te Boston'dan yola çıkan 23 yaşındaki Annie, 15 ay sonra şehrine dönüyor. Gemiyle Avrupa'ya geçen Annie, Paris'ten Marsilya'ya pedal çeviriyor. Ardından bisiklet/tren karışımı araçlarla yolculuğuna devam ediyor. Yolculuğu boyunca İskenderiye, Singapur, Hıng Kong, Şangay, Kobe gibi şehirlere ulaşıyor

Annie’nin ardından Batı tarihinde çok sayıda bisikletçi kadın görüyoruz. Bunlar arasında birinin adını anmadan geçmek haksızlık olur. İtalyan Alfonsina Morina Strada’dan söz ediyoruz. 1891 doğumlu bu azimli kadın bugün bile kadınların tam olarak hakkını alamadığı bisiklet yarışlarında gücünü ispatlar. Takma isimle 1924 İtalya Bisiklet Turu’na katılır. Oysa yarışa sadece erkekler katılabilmektedir. Alfonsina bu engeli isminde yaptığı bir kelime oyunuyla aşar. “Alfonsin” adında bir erkek olarak yarışa dahil olur ve tarihe geçer. (Alfonsina’nın yarıştığı o bisiklet,  şimdi, Como Gölü yakınlarındaki ünlü bisiklet müzesi Madonna del Ghisallo’da sergilenmekte. Kadınların katılabildiği ilk İtalya Bisiklet Turu, ondan tam 64 yıl sonra 1988’de başlayabiliyor.)

undefined

Osmanlı İmparatorluğu’nda bisiklet

“Dışarıda durumlar böyle iken, bizim ellerde bisiklet ne durumda?” sorusunun cevabı halen araştırmaya muhtaç bir konudur. Elimizde üç beş araştırma dışında bir veri yok. Oysa, imparatorluk açısından çok hareketli (ve uzun) bir yüzyıl olan 19. yüzyılda bisikletin sanılandan daha geniş bir yer tuttuğu kanaatindeyiz.

Örneğin, İstanbul’da bulunan Kadın Eserleri Kütüphanesi’nde yaptığımız kısa taramalarda bile karşımıza ilginç örnekler çıktı. İstanbul’da yayınlanan ve adı “Kadınlara Mahsus Gazete” olan bir gazetenin 1897 Şubat’ında çıkan 100. sayısında bisiklet binen bir kadın çizimi görürüz. Çizimin altında “Kadınlara mahsus velosiped “yazmaktadır.

undefined

Kadınlara mahsus gazete/1897 Şubat/ "Kadınlara Mahsus Bisiklet" yazıyor

Daha önce sözünü ettiğimiz Thomas Stevens,  Osmanlı topraklarında özellikle İstanbul’da geçirdiği günlerden uzun uzun söz eder. Stevens’ın hatıralarında İstanbul’da bisiklete binen yerli halktan birinden söz etmiyor. Sadece Büyükada’da bisikletine sevgi ve muhabbet gösteren kadınların adını anıyor.

(İnsanın aklına, ondan 10 yıl sonra yola çıkan Annie Londonderry geliyor. Ama Annie İstanbul’a uğramıyor. Daha güneyden geçiyor.)

19. yüzyılın son günleri,  ilk bisiklet seyahatnamesi “Velosiped ile bir Cevelan”ın da yazıldığı yıldır.

Yine aynı tarihlerde Servet-i Fünun dergisinde çok sayıda bisiklet çizimi ve haberi görüyoruz. Yine dönemin parlak edebiyatçısı Ahmet Rasim de bisikletle ilgili mizahi yazılar kaleme alıp durmaktadır.

O dönemde bisiklet- kadın ilişkisi üstüne pek fazla örnek bilmesek bile şöyle ilginç bir örnek biliyoruz: Servet-i Fünun’un ünlü şairi Tevfik Fikret  edebiyatımızdaki ilk bisiklet şiirini yazıyor. Ve o şiirde bisiklet üstündeki bir kadının zarafetini anlatıyor. Yıl: 1899. Demek ki  o dönemde az da olsa bisiklete binen kadınlar vardı.

Türk edebiyatının ilk kadın romancısı sayılan (ve bugün kullandığımız 50 TL’lik banknotların üstünde fotoğrafı bulunan) Fatma Aliye hanımın da bisiklet ile bir fotoğrafı var. Fotoğrafın ne zaman nerede çekildiğine dair bir bilgimiz yok.

 undefined

İmparatorlukta bisikletin esas yaygınlaşmasının 2. Meşrutiyet’ten  (1908) sonra başladığı söylenir. Biraz konu dışı bir cümle olacak ama, 2. Meşrutiyet sonrası toplumun her kesiminde, her alanda derin bir iyimserlikten ve canlanmadan söz edilir. Özellikle Selanik’te ve İstanbul’da gündelik hayatın içinde bisiklet giderek daha fazla yer tutmaya başlar. Hem bir gezinti hem de spor/rekabet aracı olarak bisikletin yükseliş yıllarından söz ediyoruz.

undefined

Fakat bisikletin kadınların hayatına tam olarak girmesi için Cumhuriyet’i beklemek gerekecektir.

Özellikle otuzlu yıllardan itibaren dergilerde, gazetelerde kadınlara bisiklet sürmeyi öğreten yayınlar, rehberler görmeye başlarız.

İş giderek öyle bir noktaya gelir ki, aslında bisikletin kadınlar için icat edilmiş bir alet olduğunu savunmaya kadar gidenler olur.

En başlarda bisiklet için “Ben ömrübillâh bisiklete ayağımı basmadım... Hayalimde bisikleti maymuna pek yakıştırırdım. Derdim ki: ‘Bunu maymunlar diyarında bir maymun icad etmeliydi! Nihayet bir gün aklımdan geçeni cambazhanede gördüm. Dört elbiseli maymun bisiklete binmiş, karşımda geçit resmi yaptı. Anladım ki maymun Hindistan cevizi ağacından sonra kendine en çok yakışan yeri bulmuştur” diyen Refik Halid Karay, zaman içinde fikrinin nasıl değiştirdiğini şöyle anlatır: “... Bu yaz İstanbul köylerinde, bisikletli körpe hanımların üçer beşer gezintilerine şahit oldum, fikrim değişti; hoşlanmıştım. Bisiklet modern kız için eski görücü iskemlesini görüyor. Yalnız yüzünü değil, asra uygun atletik kabiliyetini de orada tetkik ediyoruz. Artık gelinimizi bisiklet üstünden seçeceğiz...”

Yeni bir sosyolojik durum olarak ortaya çıkan kadın ve bisiklet ilişkisi, erkek yazar-çizerler, gözünden anlatılmakta, deyim yerindeyse kadınlar nesneleştirilmektedir.

Buna rağmen ilk bisiklet şarkısının /kantosunun da bir kadına, Şamran Hanım’a ait olduğunu belirtmek gerekir. Deyim yerindeyse bisikletli kadınlar hakkında ilk kez “içeriden biri” konuşmaktadır.

Bu içeriden konuşma durumu otuzlu yıllarda iyice artar. Kadınların bisiklete binmesi konusunda adeta bir teşvik vardır.  Beden eğitiminin çok önemsendiği yıllardır otuzlar. Cumhuriyet Türkiyesi’nin önüne koyduğu ideal genç kadın ve erkek profili, aynı zamanda iyi bir beden eğitimi almış olandır. “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” şiarı sıklıkla dile gelmektedir.

undefined

Günümüzde durum

Ne yazık ki otuzların ruhu uzun sürmez. Bu sadece kadınlar özelinde bir sorun da değildir. Türkiye bisikleti, zaman içinde  olması gereken yere bir türlü gelemez. Bazı zaman dilimlerinde canlanmalar olsa da, gündelik hayata dahil olmuş bir bisiklet olgusundan söz edemeyiz.

Ama doksanlar, bisikletin yavaş yavaş kıpırdanmaya başladığı yıllardır. Örneğin ilk bisikletli kadın seyyah sayabileceğimiz Hülya Koç, Annie Londonderry’den 100 yıl sonra bisikletiyle 10 ay süren bir Güney Amerika yolculuğu yapar. Türkçe’deki ilk bisiklet seyahatnamelerinden birini yazar. (Rüzgar İt Beni/ Bisikletle Güney Amerika Yolculuğu. YKY. 1998)

Doksanlı yıllar sadece Türkiye’de değil, dünyada da dağ bisikletinin atak yaptığı yıllardır. Bu disiplindeki kadın sporcular, erkeklerle başa baş pedal çevirmektedir. Juli Furtado, Alison Sydor, Gunn Rita Dahle gibi sporcular, kadınların bisiklet tarihindeki yerini değiştirmişlerdir. Buradan çıkan enerji hem kadınlar yol bisikletini beslemiş, hem de gündelik hayatta bisiklet kullanan kadınların sayısının artmasına neden olmuştur.

undefined

ESRA KÜRKÇÜ

undefined

SEMRA YETİŞ

Spor dünyasındaki bu gelişmelerden Türkiye’de nasibini alır. Dağ bisikleti parkurlarında genç kadın bisikletçileri görmeye başlarız. Esra Kürkçü, Semra Yetiş gibi sporcular uluslararası arenada varlık gösteren isimler olur. (Semra Yetiş, bir dünya şampiyonasında Türkiye’yi temsil eden ilk kadın bisikletçidir. 2009 yılında İsviçre’de Mendrisio’da ay yıldızlı formayla yarışır.)

Yukarıda da söylediğimiz gibi, dağ bisikletindeki bu ataklar yol bisikletindeki gelişmeleri de tetikler.  Kadınlar yol bisikleti, tarihinde olmadığı kadar iyi bir yere gelir. Hatta bazı profesyonel takımlar erkeklerin yarıştıkları bölümleri kapatıp, sadece kadın takımlarını korurlar. Bir zamanlar yeterli sayıda rakibi olmadığı için 13 kez dünya şampiyonu olan Jeanine Longo  bugün bu skoru zor elde ederdi.  Artık Marianne Vos, Lizzie Armisttead (Deignan), Megan Guarnier  gibi dişli rakipler var.

undefined

MARIANNE VOS

undefined

LIZZIE ARMISTEAD

(Kadın yol bisikletindeki bu gelişme, üreticileri yeni arayışlara yönlendirdi. Eskiden kadın bisikleti deyince üst borusu aşağıda olan şehir bisikletlerini anlardık. Oysa bugün yol yarış bisikletlerinde kadınlar için özel açılı bisikletler tasarlanıyor.)

Doksanlı yıllar dağ bisikleti üzerinden kadınların bisikletle yeniden tanışmasını sağlıyordu. İki binler kadınların şehirlere ve yollara çıktığı yıllar oldu. Kadın bisiklet grupları ve platformlar kuruldu. Süslü Kadınlar Turu adında, sadece bu ülkede değil, dünyada da ilgi gören etkinlikler hayat buldu.

Kadınlar kendi hayatlarına, yaşadıkları kentlere, soludukları havaya dair taleplerini bisiklet üstünden dile getirir oldular.

Öyle görünüyor ki birçok alanda olduğu gibi, Türkiye’de bisiklet onlar sayesinde gelişecek.

Yolları açık olsun!

undefined

*Bu yazının yazılmasındaki desteği için Esra Ertan’a teşekkür ederim.

Bu yazı AYDAN ÇELİK tarafından yazılmıştır.|08 Mart 2018