Cyclist Türkiye

SALCANO YERLİ TUR - TOKAT

SALCANO YERLİ TUR - TOKAT

Tokat hakkında daha öncesinde fazla bilgi sahibi olduğumu söyleyemem. 

Evet, Karadeniz illeri içinde hakkında az bildiğim, az duyduğum şehirlerden biri Tokat. Karadeniz'de denize kıyısı olan illere nazaran daha az popüler olduğu aşikar. Aslında bu durum bizim açımızdan bölgede bisiklet sürmek için çok iyi bir neden. Tanımak ve öğrenmek, keşfetmenin içini tam anlamıyla dolduran eylemler. Sindire sindire keşfetmenin en iyi yöntemi ise kuşkusuz bisiklet sürmek. Böylece Tokat'ın yolunu tuttuk.

Karadeniz Bölgesi'nde denize kıyısı olmayan İç Anadolu Bölgesi'ne komşu, dolayısıyla geçiş illerinden biri olan Tokat'ta aradığımızdan fazlasını bulduk diyebilirim. Okurlarımız için üç güne yayabilecekleri rotalar çıkardık. Performansınıza göre bizim gibi iki farklı günde de yapabileceğiniz bu rotalardan ilkine bu sayı, ikincisine ise gelecek sayıda yer vereceğiz. 

İlk günkü rotamıza Tokat şehir merkezinde, Tokat Doğa ve Ekstrem Sporları Kulübü'nün misafiri olarak konakladığımız Tokat Öğretmen Evi'nden başladık. Tabi ki rotaya başlamadan önce, beraber pedallayacağımız Mustafa Kürşad Yıldırım ve kulüp başkanı Mahmut Coşkun'la bir araya geldik. 

TODEX başkanlığının yanı sıra Mahmut Coşkun, Tokat'a yaptığımız ziyaretten bir kaç gün önce ise Türkiye Bisiklet Federasyonu İl Temsiliği görevine gelmişti. Bu bizim için sevindirici bir haberdi. Böylece outdoor sporlar için oldukça elverişli olan kent, bisiklet sporu için de sahipsiz kalmayacaktı.

Mahmut Coşkun, planladığımız rotayı gördüğünde ilk olarak şöyle söyledi: "Almus Gölü bir doğa harikası, İstanbul'da böyle bir yere ulaşmak için beş altı saat yol gitmeniz gerekir, Tokat şehir merkezinden ise sadece otuz kilometre uzaklıkta."

undefined

Böylece Tokat Öğretmen Evi'nden çıkarak Almus'a doğru yola koyulduk. Şehir merkezini geride bıraktıktan, kanal boyu Ballıdere istikametine doğru düz ve görece işlek yolda ilerliyoruz. Gazi Osman Paşa Köyü'ne yaklaşırken, trafik yoğunluğu azalıyor. Köy sağımızda belirdiğinde Mahmut Coşkun, köyün adını Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa'dan aldığını belirtiyor. Gazi Osman Paşa 1833 yılında bu köyde doğmuş. Gazi Osman Paşa, adını Plevne'de Ruslar'a karşı sürdürdüğü 156 günlük savunma savaşı ile tarihe kazımıştı. Tarih kitaplarında "Doksan Üç Harbi" olarak okuduğumuz bu savaş 1877-1878 yılları arasında Osmalı-Rusya arasında gerçekleşmişti. Osman Paşa ile mücadele edemeyen Ruslar, Romanya Prensi'nden yardım istemek zorunda kalmışlardı. Savaşın akıbeti içinde Osman Paşa Ruslara esir düşse de, gösterdiği kahramanlıkla düşmanın saygısını kazanmış, esir muamelesi görmemişti. İstanbul'a dönüşünde Sultan Abdülhamit Han tarafından Saray Mareşalliği'ne getirilmiş, kendisine Gazi ünvanı da bu dönemde verilmiştir. Yazımızda Gazi Osman Paşa'yı anarken, Plevne Savaşı Marşı'nı da sizlerle paylaşalım:

 Tuna Nehri akmam diyor, Etrâfımı yıkmam diyor, Şânı büyük Osman Paşa, Plevne’den çıkmam diyor. / Karadeniz akmam dedi. Ben Tuna’ya bakmam dedi. Yüz bin Moskof gelmiş olsa,Osman Paşa korkmam dedi. / Kılıcını vurdu taşa, Taş yarıldı baştan başa, Şânı büyük Osman Paşa, Askerinle binler yaşa. / Düşman Tuna’yı atladı, / Karakolları yokladı. Osman Paşanın emrinde, Beş bin top birden patladı.

Gazi Osman Paşa Köyü'nü böylece geride bıraktıktan sonra Pınarlı'ya doğru pedal basmaya devam ediyoruz. Rotanın on üçüncü kilometresine gelen bu bölümlerde tırmanış başlıyor. Asfalt kalitesinin çok iyi durumda olmasıyla ortalama yüzde dört eğime sahip yaklaşık on üç kilometre uzunluğundaki bu tırmanıştan keyif alıyoruz. Etrafımızda yer alan sık meşe ormanlarının manzarası içindeyiz. Mahmut Coşkun, görünmese de solumuzda Yeşilırmak Nehri'nin aktığını belirtiyor. Tepe noktadan inişe başladığımızda ise Almus Baraj Gölü görünüyor.  Gölün kıyısına doğru uzanan yolda, uzakta beliren cami minaresi, ilçenin yerini işaret ediyor. Hızlı bir inişle rotamızda otuz üç kilometreyi geride bırakmış oluyoruz. Mahmut Coşkun, gölün çevresinin yetmiş kilometre olduğunu belirtiyor. Yetmiş kilometrelik bu yol asfalt zemine ve harika bir manzaraya sahip. Turkuaz rengi ile bizi büyüleyen Almus Gölü'ne kadar varmışken turlamadan edemezdik. Sizin de aynı şekilde hissedeceğinize eminiz. Böylece toplamda yüz otuz kilometreye çıkan parkur gözünüzü korkutmasın. Siz bu satırları okurken Almus ilçe merkezinde açılan Öğretmen Evi, hizmet vermeye başlamış olacak. Dolayısıyla gölü turladıktan sonra yorgun hissederseniz Almus'ta konaklama imkanı da mevcut. Ciddi bir tırmanış içermeyen bu daire içinde sizi bekleyen güzel sürprizler de var.

Gölün karşı kıyısına geçtikten sonra solumuzda beliren çınar ağacı bunlardan biri. Bu çınar ağacını özel kılan ise gri balıkçıl kuşlarına ev sahipliği yapması. Biz bu güzel kuşların yaptığı büyük yuvaları izleme şansına eriştik, gri balıkçıl kuşlarını görmek istiyorsanız en uygun saatler, gün doğumuna denk geliyor. Almus'ta konakladıysanız erken kalkmak için  iyi bir motivasyonunuz daha oldu diyebiliriz.

undefined

Göl boyunca yol alırken havada sakince süzülmekte olan bir atmacaya selam veriyoruz. Gölün ortasında ise alabalık çiftlikleri bulunuyor. Kıyıda avlanan balıkçılar, gri balıkçıl kuşları ile yarış halinde. Rotamız boyunca ilerlerken karşımıza göle su içmeye indirilmiş koyun sürüsü çıkıyor. Sivas'a komşu olduğumuzu hatırlatalım. Sürünün liderleri ve süpürgeleri ise kangallardan oluşuyor. Biraz tedirgin olsak da köpekler sakin görünüyor. Çoban sürünün içinde ve biz, sorunsuz bir şekilde geçişi tamamlıyoruz.

Sürprizlerden bir diğeri ise Akarçay Köyü.İsmini köyün içinden gelen çaydan alan Akarçay Köyü bölgedeki Bektaşi köylerinden biri. Almus ilçe merkezine yirmi altı kilometre uzaklıkta bulunan Akarçay Köyü'nde bizi geleneksel kıyafetleri ile karşılayan teyzelerimiz, fotoğraf çekme isteğimizi de kırmıyorlar. Ancak kendilerine yetecek miktarda tarım ve hayvancılıkla uğraştıklarını söyleyen Akarçaylılar, köylerine bağlılıkları ile biliniyormuş. Her yıl Ağustos ayında "Göç Akşamı" olarak bilinen festivalleri ile de geleneklerini canlı tutmayı başarıyorlar. Şenliğin adı, köylülerin yayla döneminin bitmesi ile yayladaki evlerini kapatıp köye taşınması olayından gelmekteymiş. Önceden insanlar küçük yayladan büyük yaylaya yürüyüp orada hep beraber eğlenip sonrada hep beraber köye göçerlermiş. Bir nevi veda gecesi. Şimdi de köy dışında yaşayan köylüler bu tarihte köye gelip bunu bir etkinlik haline getirmişler. Festival kapsamında düzenledikleri yarışmalardan biri de "Ödüllü Yöresel Kıyafet Yarışması".

undefined

Ayrıca yaylaya çıkış dönemi de dönüşü kadar önemli bir yere sahip. Bu bölümü de Hüseyin Çelik'ten dinliyoruz: " Tokat’ta ve Sivas’ın belli bölgelerinde insanlar sıcak mevsimde yaylaya göçerler. Bu göç Haziran başı, Mayıs’ın sonu aralığında olur. Köyün etrafındaki ekine zarar vermeden hayvanların rahat otlayıp yayılabilmesi için yaylalara çıkılır. Köylüler bu göç sırasında bir araya gelir, yaylaya çıkacakları vakti ve izleyecekleri adımları kararlaştırırlar. Vakit geldiğinde koçlarını, tekelerini süslerler, onlara kelek, çan takarlar. Bu, olur da hayvan ormanda veya herhangi bir yerde kaybolursa kelek ve çandan çıkan sesle onun izini bulmak içindir. Diğer yandan çobanların bir zevkidir bu, hayvanlarını kendi zevklerine göre süslerler. Ve hep birlikte yola koyulurlar. Bazı yörelerde kağnılar kullanılır göçte. Son zamanlarda kağnılar da yerini traktörlere bırakmıştır. Mesafeye ve şartlara göre bir yol çizilip yaylaya çıkılır. Yaylada da herkes o gün akşamdan hazırladığı yemekleri, bir yerde toplanıp hep beraber bir ziyafet ortamında yerler, halay çekerler, mesela Tokat yöresinde ellik oyunu çok yaygındır. Yöredeki diğer halk oyunlarına da ayrıca yer verilir. Saz, keman, davul, zurna eşliğinde çalıp oynarlar, eğlenirler, birbirileriyle dostça vakit geçirirler. Bir de yayla göçümü hiçbir zarar, ziyan olmadan gerçekleştiyse, şükretmek için belli yerlere kurbanlar adarlar, onu da yayladan bir gün önce yaparlar ve yaylaya geldiklerinde oluşturdukları eğlence ortamını tekrar ederler, içerik yöreye göre değişir tabii."

undefined

Akarçay Köyü'nden çıktıktan sonra ise Almus Baraj Gölü'nün kıyısında bir alabalık restoranında öğle yemeği molası veriyoruz.

Almus Gölü'ne bakan tepelerden birinin üstüne  konuşlanmış bu küçük restoranda gölde yetiştirilen alabalıklarımızı beklerken, aşağıda balıkçı teknelerinin arasında yüzen kız çocuklarının sesleri yankılanıyor.

Mahmut Coşkun, gölün su sporları için çok uygun olduğunu belirtirken, kano yarışları düzenlemek için yaptıkları projeden bahsediyor. Ayrıca çocuklara yelkenli eğitimi verebilecekleri projeler geliştirmek istediğini söylüyor. Tokat'ta projeler üzerine konuşurken sözün bir yerlerde Recep Yazıcıoğlu'na gelmemesi de mümkün olamazdı.

1984 yılında Tokat Valiliği'ne atanan Recep Yazıcıoğlu, ismini bürokrasi tarihine altın harflerle yazdıran bir isimdi.Türkiye'nin en genç valisi olan Recep Yazıcıoğlu, 2003 yılında trafik kazasında hayatını kaybettiğinde tüm Türkiye yasa boğulmuştu. Her zaman halkın yanında ve içinde olan Recep Yazıcıoğlu'nun Tokatlılar için ne anlam ifade ettiğini de görev süresi dolduğundan yirmi sekiz, vefatından on beş yıl sonra bile konuşulmasından anlayabiliyoruz. Biz de kendisini saygıyla anarak turumuza devam ederken, Ayşe Kulin'in Recep Yazıcıoğlu'nun hayat hikayesinden yola çıkarak yazdığı daha sonra dizi olarak da yayınlanan "Köprü" kitabını özellikle genç okurlarımıza tavsiye ediyoruz.

undefined

Yemek molasında Mahmut Coşkun ile başkanlığını yaptığı Tokat Doğa ve Ekstrem Sporları Kulübü faaliyetleri hakkında konuşuyoruz:"2012 yılında İstanbul'dan ayrılarak ailemle Tokat'a yerleştim. Tokat'ın doğa sporları için bulunmaz bir nimet olduğunu keşfetmem uzun sürmedi. Yerleştikten bir yıl sonra ise on altı arkadaşımızla TODEX'i kurduk. Yamaç paraşütü ile başladık. Sonrasında ise arkadaşlar dernekleşmemizi istediler. Aralarına sonradan katılmama rağmen benim başkan olmamı uygun gördüler. 2014 yılında ise kulüpleştik. Antrenörlerimiz ile birlikte, 2015 yılından itibaren her yıl ciddi organizasyonlar düzenlemeye başladık. TODEX kulübü bugün altı branşta tescile sahip; yamaç paraşütü, kayak, dağcılık, orientiring, motosiklet ve bisiklet branşlarında. Bunların yanında okçuluk ve atlı okçuluk da faaliyet alanımızda. Şu an atmış üyesi olan kulübümüzün sosyal medyada ise bin beş yüze yakın takipçisi var. Etkinliklerimize katılmak için üye şartı yok. Bununla beraber kulübümüzde tamamen bir aile havası var ve bunu korumak bizim için çok önemli."

"Bisikletle ilgili faaliyetlerimiz de öncelikle yabancı turcuları ağırlamakla başladı. Halen Avrupa'dan başlayıp, doğuya doğru bisikletleri ile serüven yaşayan turcuları Tokat'ta ağırlamaya devam ediyoruz. Şimdiye kadar ulaşabildiğimiz hepsini ya evlerimizde ya da otellerde misafir ettik, hiç birine Tokat'ta çadır kurdurmadık. Sadece Tokat ili sınırları içerisinde değil, iletişimimiz olan Erzurum ve Ağrı illerinde dahi konaklamalarına yardımcı oluyoruz. Bunun yanında bildiğiniz gibi Tokat, hamamları ile ünlü, turcuların en önemli ihtiyacı da temizlik olduğuna göre, gelenleri hamama götürüyoruz, bir hamam sponsoru da bulmayı başardık" diyor gülümseyerek Mahmut Coşkun.

undefined

Bisiklete merakı da böylece Tokat'ta başlamış Mahmut Coşkun'un: "İstanbul'da bisiklete binmiyordum, burada günlük turlar yapmaya başladık. Sağlık Bakanlığı tarafından "1 Milyon Bisiklet Projesi" kapsamında ilimize gelen bisikletlerden yirmi tanesini kulübümüze kazandırdık. Bisikleti olmayanlar bu bisikletlerden yararlanarak turlarmıza katılabiliyorlar. Bisikletlerin tamiri ve bakımını kendimiz üstlenemediğimiz için 10TL amortisman bedeli alarak bu bisikletleri isteyenlere kullandırıyoruz. Zaman içerisinde etkinliklerimize katılım arttı. Her etkinlikte en az kırk kişi birlikte pedal çeviriyoruz. Belediye'den yirmi bisiklet daha talep ettik".

"Tokat'ta daha önce yerel yönetimler bisiklete eğilmemişler. Biz yaptığımız etkinliklerde pankart açarak, yerel basını davet ederek bisiklet yolları yapılması için farkındalık oluşturmaya çabalıyoruz".

undefined

Böylece yolu Tokat'a düşen turcuları ağırlarken bisiklete binmeye başlayan ekip, belediyede atıl duran bisikletleri kullanarak genişlemeye başlamış. Yamaç paraşütünden dernekleşmeye daha sonra kulüpleşmeye doğru atılan adımlar, söz konusu bisiklet olduğunda da hız kesmemiş.

Tokat'ın güzel doğası ve bisiklete elverişli yolları Mahmut Coşkun'un aklında yeni planlar doğmasına neden olmuş: "Daha öncesinde Bisiklet Federasyonu İl Temsilcisi, bölgede bisiklet tamirciği yapan bir arkadaştaymış. Yalnız Tokat'ta bisikletle ilgili projeler yapılmadığı aşikardı. Ben de bisikletle ilgili bir şeyler yapmak istiyorum diyerek Tokat İl Temsilciliği için başvuru da bulundum. Bisiklete binen gençlerle tanıştım. Mustafa Kürşad Yıldırım içlerinden biri. 25 yaşında, kendi başına Tokat'ta bisiklet sporu ile uğraşmaktaydı. Bana bisiklet yarışlarına katılmak istediğini söyledi. Kendisine lisans çıkardık ve bir arkadaşı ile birlikte yarışa gönderdik. Ulaşım masrafları için bir otobüs firmasına rica ettik, kulüp olarak formalarını yaptırdık ve yarışa gönderik".

undefined

Bisiklet Federasyonu Tokat İl Temsilciliği görevini böylece devralan Mahmut Coşkun çalışmalara da hızlı başlamış. Daha öncesinde federasyon tarafından Tokat'a gönderilen karbon bisiketleri araştırmaya koyulmuş: "Sporcularımız şu an kendi bisikletleri ile antrenman yapıp yarışlara katılıyor. Çünkü federasyondan bölgemize tahsis edilen karbon bisiketler kayıp".

Mahmut Coşkun bugün Tokat'ta bisiklete binen bir kitle olduğunu ama bu kitlenin daha çok hobi amaçlı bisiklet kullandığını belirtiyor. İl Temsilcisi sıfatıyla okullarda çocukları bisiklet sporu ile tanıştırmak istediğini belirtiyor: "Özellikle çocuk yaşta bisiklet sporuna başlanmasını hedefliyorum. Bunun için atrenörlere ihityacım var. Mustafa Kürşad Yıldırım benim için büyük bir şans. Kendisi 25 yaşında. Kendi gayretleri ile bisiklet sporunu icra ediyor. Bizim de O'na yardımcı olarak antrenör olmasını sağlamamız lazım. Gençlerin önünü açmamız lazım. Federasyonla bu konuda iletişime geçtim bile. Gençlerin yaptıkları spor dalında, bilinçlenmesini, kamplar yapmalarını ve yarışlara katılarak derece almalarını sağlayabiliriz. Bölgede bisikletin gelişmesi için spor organizasyonlarında kendimizi duyurabiliyor olmamız gerekir."

Mahmut Coşkun'un sözlerinden Tokat'ta aktif olarak bisikletle uğraşan bilinen tek ismin Mustafa Kürşad Yıldırım olduğunu seziyoruz. Peki kendisi Tokat'taki bu açığa rağmen nasıl bisiklet sporcusu olmayı başarmış?

undefined

"Bisiklet bende çocukluktan gelen bir şeydi, yani henüz çocukken de sürekli yarışları takip ediyordum, Fransa Turu'nu veya denk gelebilirsem İtalya Turu'nu izlerdim. Bunun haricinde mahallede sürekli yarışırdım, lakabım yarışçıydı mahallede. Büyüyünce bisikletimi değiştirdim. Profesyonellliğe doğru adım atmaya uğraştım. Sürekli 'Hangi bisiklet? Tırmanış mı düz yol mu? Ya da MTB alıp iniş mi yapsam?  Toprak yolda mı sürekli kullansam?' diye araştırıyordum. Sonunda bana en uygun bisikletin yol bisikleti olduğunu öğrendim. Grupsetleri, kadrosetleri nasıl olur araştırdım. 2010 yılında ise bu işi ilerletmek için hazırdım. Ufak tefek yarışlara katıldım, hep ferdi olarak yarıştım çünkü Tokat'ta kulüp yoktu. Daha doğrusu bir kaç topluluk vardı ama profesyonel olarak bisiklete binmiyorlardı. Gençlik Spor adı altında da oluşumlar vardı ama bu oluşumlar benim hedeflerimle örtüşmüyordu.  Sonrasında Mahmut abinin  oğluyla tanıştım. Bahadır'la bir kaç kere beraber pedal bastık ve bana TODEX'ten bahsetti.  kendi aramızda küçük bir toplantı yaptık. İlerdeki ışığı parlak gördük. TODEX ile yollarımızı böylece birleştirdik.

undefined

TODEX ile Aydın Yarışı'na katıldık. Takım arkadaşımın düşmesi ile iyi bir netice alamadık ama genel olarak keyifli bir yarıştı. Kısa vadede yine bu tip yarışları kovalayacağız. Aynı zamanda bögemizde eskiden 29 Ekim Tırmanış Yarışları düzenlenirdi. Son yıllarda düzenlenmiyor. Bu yarışları tekrar canlandırmak istiyorum. Uzun vadede ise antrenör olmak istiyorum. Bisikleti hayatımdan kesinlikle çıkartmak istemiyorum, çünkü bisiklet benim için bir yaşam amacı, yaşam kaynağı. İleride genç sporcular yetiştirmek ve onları yarışırken görmek beni çok mutlu edecektir. Yaşım ilerledikçe yine master kategoride yarış koşmaya da devam edeceğim" diyor Mustafa Kürşad Yıldırım.

Batıda kalan şehir merkezi için yavaş yavaş irtifa kaybeden güneş bir nevi kutupyıldızı gibi bize yön gösteriyor. Tarık ve Kürşad, Almus Baraj Gölü'nü geride bırakırken arkadan esen rüzgar, gün batımına kalmadan Tokat'a dönmemiz için bize yardımcı oluyor.

Gri balıkçıl kuşları ise yavaş yavaş yuvalarına doğru kanat çırpıyor olmalılar...

 

Bu yazı İBRAHİM YILMAZ tarafından yazılmıştır.|16 Mart 2018