Cyclist Türkiye

SALCANO YERLİ TUR - BARAJ YOLUNDAN EDREMİT

SALCANO YERLİ TUR - BARAJ YOLUNDAN EDREMİT

Ayvalık’ta büyümüş bir bisiklet sevdalısı olarak beni annem ve babama ulaştıracak tüm yolları bisikletimle teptiğimi söyleyebilirim. Aslına bakarsanız İstanbul’dan Ayvalık’a gitmek için çok fazla bir seçenek de yok. Ama içlerinde en az bilineni bu özelliği ile de en az kullanılanı. Bu yolun hem güzelliğinin hem de zorlu oluşunun sebebi. Tıpkı gülü sevenin dikenine katlanacağı gibi. Ve biz turumuzun ilk gününde rotanın Gönen - Edremit bölümünü yapmayı yeğledik. İkinci gün ise bir sonraki sayıya diyoruz.

Bu bölümde size Gönen’den Edremit’e doğru uzanan, yerel halkın baraj yolu olarak isimlendirdiği özellikle bahar aylarında yemyeşil ağaçlar ve otlakların arasında uzanan, denizden uzak ama dalgalı bir yoldan bahsedeceğim. Ancak Gönen’deysek Ömer Seyfeddin’i anmadan tura başlanmaz.

Ömer Seyfeddin’i ilkokula gitmiş herkes, Kaşağı öyküsüyle hatırlayacaktır. Birçoğumuzun bu hikayeyi yaşlı gözlerle okuduğunu duyar gibiyim. Her ne kadar millet olarak ağlamayı sevsek de size o günleri hatırlatmaya niyetim yok. Gönen’e yaklaştığınızda yol kenarında yeşil bir yol levhasının üstünde yazan “Ben Gönen’de doğdum – Ömer Seyfeddin 1884-1920” yol kenarı edebiyatının bize özgü bulunmaz örneklerinden olsa gerek.

undefined

Kaşağı’nın bendeki etkilerine gelirsek onu bu yazıda bisiklete nasıl bağlayacağımı düşünürken aslında hiç de zorlanmayacaktım. Çünkü hikayenin kahramanının atları sevdiği gibi severim bisikletleri. İki tekerimin eğerine oturup, pedalları dürtmekten fazlasıdır bu sevincin kaynağı. Ona vakit ayırmak, temizlemek, bakımlarını yapmak… Çiziklerinde biriktirdiğim anıları yad etmek ona karşı vefamın gereğidir benim için. Neyse ki süngerden kaşağımı istesem de kıramam. Tımar sesleri benim için bakımdan sonra zincirin çıkardığı ahenkli sese denk gelir benim için...

Gönen’de yolun başına geldiğimizde bu duygulara kapılmış bir bisikletli olarak çocukluğuma doğru zihinsel bir yolculuğa çıkmamam imkansız. Ve şimdi bir kez daha küçükken boyumuzun yetmediği yollarda, bisikletle çıkmanızın yasak olduğu mahallelerin 150km uzağında evimize gitmenin peşindeyiz. Böyle düşününce ne büyük bir özgürlük ve özgüven duygusu değil mi bisikletle yol almak? İşin garibi o zaman mümkün olmayan yolculukların bugün genel olarak başka sebeplerle yine mümkün olmadığına inanmamız. Neyse ki bu dergiyi okuyorsanız siz de bizim gibi Don Kişot olmaya hazır olmalısınız, üstelik altımızda hızlı bir yarış atı var, o zaman başlayalım.

undefined

Baraj yolunu kullanarak Ayvalık’a bisikletle son gidişimin üzerinden yaklaşık 8 yıl geçmişti. Parkurun geneli ile ilgili konuşmak gerekirse patika bölümler yerini stabilize yollara bırakalı çok olmuş ve sekiz yıl önceye göre her kırk dakikada geçen bir araç sayısı her yirmi dakikada bire düşmüş diyebilirim. Onun dışında yol güzelliğinden hiçbir şey kaybetmemiş ve ıssızlığını koruyor. Yol boyunca sağlı sollu çeşmeler ihtiyacınız olan suyu karşılamanız için yeterli olsa da eğer acıkmaya başlarsanız bitiminde olduğundan daha uzun bir parkurda bisiklet sürdüğünüzü düşünebilirsiniz. Yani yanınızda atıştırmalık bulundurmanız zaruri. Benden size tavsiye eğer küçük köylerde çat kapı yapıp yiyecek temin edemezseniz haritada gördüğünüz her köyde bir şeyler satın alabileceğinizi düşünmeyin. Ne güzel ki hala sorunları çözmek için paraya ihtiyacımız olmadığı diyarlar da var. Bu bağlamda benim için daha zorlayıcı olan bu zeminde safkan bir yarış bisikleti sürmek olacaktı. Yol çok bozuk olmasa da sıkıştırılmış çakıl taşları zamanla çözülmeye başladığı için saf sürüş keyfi dışında enerjimin bir kısmını sürtünme ile mücadeleye de harcadım. Bu bağlamda 23mm lastiklerdense daha düşük basınçla kullanabileceğiniz 28mm lastik seçimi daha uygun olabilir. Ya da safkan bir yarış bisikleti yerine endurans bir bisiklet bu parkur için daha keyifli olacaktır. Ama bölümün adından da anlaşıldığı gibi biz bu yolları Salcano XRS001 ile keşfediyoruz ve bundan mutluyuz.Ancak dalgalı arazide inişlerde gidonda yaşadığım titreşimler beni hızlı inişler yerine frenleyerek yavaşlamama neden oldu. Zira zamanla çözülmeye başlayan parkurda zaman zaman oluşan derin çukurlar da bizi temkinli olmaya itiyordu.

undefined

Baraj yolundan Edremit'e...

Biraz rotadan bahsedelim. Gönen şehir merkezinden Ömer Seyfeddin meydanına doğru yönelip, Gönen Çayı’nı geçtikten sonra Bakırlı istikametine devam edip Gönen Çayı’nı solunuza alarak Baraj Yolu’na girmiş oluyorsunuz. Şehir merkezinden Bakırlı’ya kadar yaklaşık 5km mesafe var ve yani kısa süre sonra yol, siz, bisikletiniz ve çeşmelerle yalnızlaşıyorsunuz. Tabi kaplumbağaları da atlamayalım. Yol boyunca bu yalnızlık içinde karşıdan karşıya geçen dört kara kaplumbağasına da eşlik ettiğimiz belirtelim.

Yolculuğun ilk 35km’si toplam 596m tırmanış içeriyor. Bu yorucu olmasa da Edremit’e toplam 115km kadar bir yolculuğunuz olacak. Bu bölümü hızlı geçmeden çevre şartlarına alışmak ve ısınmak için kullanabilirsiniz. Kısa inişler ve çıkışlar solunuzda uzanan Gönen Çayı’nın manzarasını izlemek için güzel tepeler oluşturuyor. Tam çıktım dediğiniz anda inişe başlamak uzun tırmanışlara ısınmanız için yeterli süreye size veriyor.

undefined

30. km’ye geldiğinizde ise DSİ’nin Gönen Çayı üzerinde çektiği baraj setinin sırtını görüyorsunuz. Bu noktada bulunan çeşme atıştırmalıklarınızı yemek ve su takviyesi yapmak için güzel bir yer. Altı yıl önce bu kadar temkinli olmadığım için burada bir süt kamyonu ile karşılaşmam benim için çok güzel bir sürpriz olmuştu. Açlığın bastırması ile enerjimin tükendiği noktaydı ama çeşmede mola veren şoför ağabeyin yaptığı makarna sorunsuz bir tur için gereken enerjiyi depolamama yetmişti.

Baraj gölünün sırtından tırmanıp daha sonra hızla aşağıya göl kenarına indiğimizde ise ne yazık ki müthiş manzarayı bozan şey bu noktaya yapılacak bir inşaat veya yol çalışması için dökülen mıcırların oluşturduğu çirkin tepeler, aklımdaki fotoğrafı dergiye basmamızın önündeki engel olacaktı. Neyse ki 115km’lik yolun yüzde doksanı bir bisiklet dergisinin sayfalarını süsleyecek güzel fotoğraflar için iyi bir rezerv olmayı sürdürecekti.

undefined

Gölü ardınızda bıraktıktan sonra inişler çıkışlar artık yerini uzun uzun tırmanışlara bırakacak. Ama bunlara sert tırmanışlar demek zor olur. Kısa mesafeli belirgin tırmanışlar zaman zaman sahte düzlüklerle birleşerek Çakır Köyü’ne kadar sizi götürüyor. Çakır’dan Yenice’ye ise dümdüz bir asfalt yol, 8km kadar sizi dinlendiriyor. Yenice’de konaklayabileceğiniz küçük çaplı oteller mevcut. Stabilize yol ve geride bıraktığınız 744m irtifa kazancı kendinizi yorgun hissetmenize yol açtıysa Yenice’de öğle yemeği yiyebilir ve Gönen’e geri dönebilirsiniz. Ya da manzara ve ıssız yollar hoşunuza gittiyse Yenice’de konaklayıp kalan yolu ikinci gün alabilirsiniz. Biz üçüncü seçenekle devam ediyoruz. Fotoğraf molalarını saymazsak buraya kadar yaklaşık iki buçuk saatte vardık.

undefined

Yol üzerindeki çeşmeler su problemi çekmenizi engelliyor,

ama yiyecek bulmak o kadar kolay değil

Ne kadar gücünüz yerinde olursa olsun Yenice’de mola vermenizi öneriyorum. Zira Yenice’den Edremit’e giderken karşınızda Türkiye’nin oksijen depolarından Kaz Dağları sizi bekliyor olacak. Namazgah istikametinde güneye doğru yöneliyorsunuz. Yolculuğun tam 50. km’sine denk gelen Yenice aynı zamanda turunuzun da tam orta noktası. Beni dinlemeyip kendinize güvenmeyi tercih ediyorsanız şimdi hazır olun. Önünüzdeki ilk 35 km içinde 1200metre daha irtifa kazanacak ve turunuzun 85.km’sinde yaklaşık olarak 2.000 metre tırmanmış olacaksınız. Eğer sıcak hava ve bozuk zemin sizi yorduysa az ilerde karşınızda Kaz Dağları içinde yer alan İliada Hotel’de konaklayabilirsiniz. Oda fiyatlarını internetten incelediğimizde iki kişi için yaklaşık 400TL istiyorlar eğer fiyat pahalı gelirse dişinizi biraz daha sıkın ya da tırmandığınız yoldan geri aşağı inerek Yenice’nin yolunu tutun. Az önce uyarmıştım kendi düşen ağlamaz.  Siz kararınızı verdiyseniz biz turumuza devam edelim. Zira yazıyı dergiye vermem için çok fazla vaktim yok. Pedal mahkumluğuna severek devam ediyoruz. Yenice’den sonra asfalt kalitesi biraz geride bıraktığınız bölümlere göre bir nebze olsa dahi halen daha verimli bir sürüş vadediyor. Tepe noktaya geldiğinizde bacaklarınızda yorgunluk yerine daha fazla güç hissediyorsunuz.

undefined

Bunun sebebi ciğerlerinize doldurduğunuz temiz hava ve bol oksijen olabilir. Bu hissin kaynağını İrfan Türetgen hocamıza sormak gerekiyor. Uzun düz geniş bir iniş yolun geri kalanından keyif almanız için önünüze serilen kırmızı halı gibi. Ama yine yoldaki gizli çukurlar ve çakıl taşlarının sürtünme direnci sizi tedirgin ediyor. Kayıp düşmektense en güzeli tedbiri elden bırakmamak diyorum. O sırada ekip arkadaşım Erman gençliğin de verdiği cesaretle yanımdan şimşek gibi geçip farkı açıyor. Bu düz iniş tamamladıktan sonra kendimizi artık zeytinyağı kokusu içinde buluyoruz. Bacaklarımızdaki gücü keyifle küçük tepelere bonkörce harcamamız için zeytin ağaçlarının arasında pedalları sert çeviriyoruz. Zeytin ağaçları eve yaklaştığımızın habercisi. Ve deniz kenarına inmeden önce daha kısa tırmanışlar ve daha uzun inişler kendimizi daha da güçlü hissetmemize yol açıyor. Bu bölümler Erman’ı geride bırakmam için bana fırsat sunuyor. Ama onun pes etmeye niyeti yok ve istediğim gibi arayı açamıyorum. Edremit’te bizi bekleyen Tarık’ın yanına birlikte varıyoruz.

undefined

Bu yazı İBRAHİM YILMAZ tarafından yazılmıştır.|29 Haziran 2018