Cyclist Türkiye

RESİMDEKİ VELODROM...

RESİMDEKİ VELODROM...

Önce Ramil Guliyev’i tebrik ederek başlamak istiyorum yazıma. Sporun temel taşlarından kabul edilen atletizmde, Türkiye’ye böyle bir heyecan ve gurur yaşattığı için teşekkürler…

Beyaz atletlerin pek de adı geçmeyen sprintte dünya şampiyonu olan Ramil Guliyev, Türkiye adına koşan Azerbaycan kökenli bir atlet. Bunu bilmeyen kalmadı sanırım artık. Devşirme bir atletle gelen başarı üzerine tartışma hemen alevlendi. Bu konuyu çok detaylandırmaya gerek yok. Ama başarılı ithal sporcuların, Türk sporuna katkısı ne boyutta olacak, bizlere nasıl bir yol açacak?


Beyaz atletlerin pek de adı geçmeyen sprintte dünya şampiyonu olan Ramil Guliyev, Türkiye adına koşan Azerbaycan kökenli bir atlet. Bunu bilmeyen kalmadı sanırım artık. Devşirme bir atletle gelen başarı üzerine tartışma hemen alevlendi. Bu konuyu çok detaylandırmaya gerek yok. Ama başarılı ithal sporcuların, Türk sporuna katkısı ne boyutta olacak, bizlere nasıl bir yol açacak?

Örneğin Ramil, bir ilham kaynağı olarak değerlendirilebilecek mi? Yetiştiği ülkeden başka bir ülke bayrağı altında yarışmaya iten nedenleri ortaya tüm çıplaklığı ile koyup Türk spor altyapısındaki gençler için bir yol haritası çıkartılabilecek mi?

Hal böyleyken yine bu sorulara ek bazı soruları bisiklet sporu ve sporcusu açısından da soralım:

1. Acaba bisiklette de devşirme sporcuya ihtiyaç var mı?

2. Velodromu olmayan Türkiye’de yetişen Recep Ünalan’ın pistte, olimpiyat oyunlarının kıyısından dönmesi, Ahmet Örken’in yine pistte 2011 Avrupa Gençler Şampiyonu olması kendi ilham kaynaklarımızı yaratabileceğimizi göstermez mi?

3. Ne oldu da pistte sporcu yetiştirilmesiyle ilgili tüm yapılanlar rafa kaldırıldı?

4. Varsayalım mucize oldu aylar içerisinde uluslararası standartta bir velodromumuz hayata geçti. Türk bisikletinin tüm sorunları çözülecek mi?

Velodromun farklı boyutlarıyla düşünülmesi şart.

2016 Kasım’da göreve gelen Erol Küçükbakırcı yönetimi, öncelikle üç velodrom için kolları sıvamıştı. Federasyon başkanı Erol Küçükbakırcı ile sohbetlerimizde, ilk etapta, İstanbul, Ankara ve Konya’da velodromlar yapılmasının hedeflendiğini söylemişti. “Acaba güneyde bir yere açık bir velodrom planlamaya dahil edilemez mi?” fikrimde ısrarcıyım.

Başkan Küçükbakırcı’nın bizzat ilgilendiği velodrom yapım projeleriyle ilgili ilk adım atılıyor. Konya Meram’daki Krom fabrikasının bulunduğu bölgede ilk hamle yakın bir zaman içinde yapılacak. Öğrendiğim kadarıyla olimpik standartlarda bir velodrom için ilk kazma vurulacak. Bu proje ve yapı doğal olarak biz bisikletseverlerde bir heyecan yaratacaktır. Bu heyecanı yararlı hamlelere dönüştürmek önemli tabii.

Bu arada edindiğim bilgilere göre, şu anki federasyon yönetiminin yaptırmayı planladığı velodrom(lar) çok amaçlı kullanıma uygun olacakmış. Ne yazık ki böyle durumlarda tesis ana amacından çok kolay uzaklaşabiliyor. Bu da ayrı bir soru işareti olarak takıldı kafama.

Bu arada, Konya’da aslında halen bir pist var. 1950 yılında açılan Konya Atatürk Stadı, Balıkesir stadıyla beraber Türkiye'de bisiklet pisti olan iki stadyumdan biriydi. Seyirci kapasitesi arttırılması amacıyla pistin yıkılıp tribün yapılması planlanıyordu ki Konya’da yeni bir stat hizmete girdi. Aramızda kalsın edindiğim bilgilere göre Atatürk Stadı’ndaki pist, halen yaşıyor. Tamam pist şu anda yarışılacak durumda değil. Ama pist yapımına harcanacak paradan çok daha azına burası aktif hale getirilebilinir.

Aksaray Üniversitesi yerleşkesinde bir velodrom yapımı için tüm şartlar yerine gelmiş gibi gözüküyor. Açıklanan projeye göre 500 metrelik asfalt zeminli açık bir pist yapılacak ve özellikle eğitim amaçlı kullanılacak. İlk duyduğumda ‘hiç yoktan iyidir’ diyerek mutlu oldum. Ama UCI’nin bile İsviçre Aigle kentindeki eğitim velodromu, 200 metrelik bir pistse acaba 500 yerine 200, 250 metrelik bir pist mi tercih edilseydi diye kendi kendime sormadan edemedim. Hem maliyet düşerdi hem de çapı küçülen pistlerde, hız ve teknik öne çıkacağı için antrenman yapan sporculara daha fazla katkı sağlayabilirdi.

Yine altını çizeyim; pisti olmayan Türkiye’den çıkan sporcular, Balkan Şampiyonası’nda kürsü yapmayı başardı. Nisan 2016’da Yunanstan’ın başkenti Atina’da düzenlenen Pist Bisikleti Balkan Şampiyonası’nda Oğuzhan Tiryaki, genç erkekler omniumda ikincilik elde ederken, Recep Ünalan ise elit erkeklerde ikinci oldu.

Şimdi hep birlikte şöyle bir geçmişi hatırlayalım. Öyle çok da gerilere gitmeyeceğiz merak etmeyin.

Sene 2010…

İki yıl sonra olimpiyat oyunları var hedefte. Amaç, Londra’ya farklı kategorilerde yarışacak bisikletçileri yetiştirmek. Olimpiyatta mücadele etmek istenilen disiplinlerden biri pist bisikletiydi. O dönem için belki hayal diyeceğimiz bir amaç için çalışmalar başlamıştı. Sözü fazla uzatmayacağım. Bu projeyle bir yıl sonra Ahmet Örken, Avrupa’da gençler kategorisinde pistte şampiyonluk yakalamış, Recep Ünalan da Avrupa kotasına takılarak Londra’ya gitmeyi kıl payı kaçırmıştı.

Evet ülkemize velodrom şart. Hatta farklı bölgelere göre planlanıp birkaç tane yapılması gerekli. Ama bu işi sadece "Bir tesis yaptık, çözdük" diye düşünmek pek bir yarar sağlamaz. Sporcu bazında elimizde başarı getirebilecek isimler olduğu ortada. Bir vizyon koyup doğru hedef(ler)e yönelip iyi bir yol haritasıyla kürsüye çıkabilecek sporcularımızın olduğunu gördük. Bu sayının artması için önce altyapıda yetişen sporcuların ‘yarın’ kaygısını gidermek önemli. Yoksa biz de elimizdeki ‘Ramilleri’ başka ülkelere kaptırabiliriz.

Ez cümle, sporu, sporcuyu hatta teknik elemanları temel alan ve ayakları yere basan bir projeyi ortaya koymadan yapılacak bir yapıyla tüm sorunları çözeceğimize inanmak, boş bir hayal!

Ha bu arada, bir kaç cümle de "Veledrom mu, velodrom mu?"ya dair.

Cyclist Türkiye yazarı Sarper Günsal bu konuda çok hassas ve bana kızabilir. Ama veledrom sözcüğü de kullanabilir diye düşünüyorum. Yabancı kökenli bu sözcüğün Türkçe’ye evrimi bence bisiklete ‘velespit’ denilmesiyle başlıyor. Velespit’ten çıkarsak yola veledrom kullanımı çok da yanlış sayılmaz.

Son bir ekleme: 2012 Londra Olimpiyat Oyunları’nda Aslı Çakır ve Gamze Bulut ile yaşadığımız büyük mutluluğun dev bir hayal kırıklığına dönüşmesinden sonra ne yazık ki hep bir soru işareti kalıyor akıllarda. Dilerim bu dünya şampiyonasında esen ılık rüzgarlar fırtınaya dönüşüp bizi yine dibe itmez. Sadece atletizm için değil bu temennim tabii...

Bu yazı ÖMER YAVRU tarafından yazılmıştır.|19 Şubat 2018