Cyclist Türkiye

PELOTONUN İÇİNDEN

PELOTONUN İÇİNDEN

Her insanın sevdiği, gönül verdiği bir iş vardır. O iş acı verse bile iç dünyasında o hazzı yaşar ve ilk günkü duygularla işini yapmaya devam eder. Bisiklet sporcusunda da bu gönül bağı olmazsa olmazdır. Kendime ve takım arkadaşlarıma baktığımda maddi ve manevi anlamda her türlü zorluğa göğüs gerdiğimizi görüyorum. Özellikle ülkemizde bisiklete verilen değeri göz önüne aldığımızda, bisiklet sporcusu olmanın oldukça zorlu bir uğraş olduğu aşikardır.

Şu an geldiğimiz noktada camiamız bu sporu ileri taşımak adına bir yerden başlanması gerektiği kanısında. Çalışmalar kendini yıldızlar kategorisinde takım kurmanın yanında, bisiklet ligi kurma, TOHM projeleri, olimpiyatlarda yer almaya aday sporculara maddi bir havuz oluşturulma gibi faaliyetlerle gösteriyor. Elbette bu çaba biz sporcuları son derece mutlu ediyor.

Peki yeterli mi? Kesinlikle hayır! Bisiklet sporu uzun yıllar süren bir program eşliğinde doğru hamleler ile sabır içerisinde çalışma gerektirir. Atılacak tek bir yanlış adım ise hedefe doğru çıkılan merdivenlerden kolaylıkla düşmeye sebep olabilir.

Şüphesiz çok güzel bir proje ama örneğin TOHM! Genel anlamda TOHM projesini anlatmak gerekirse; küçük yaştaki sporcuları bazı merkez illerde toplayarak beslenmesinden antrenmanlarına hatta okullarına ve ulaşımlarına kadar düşünülen iyi tasarlanmış geniş kapsamlı bir proje. Üstelik genç sporcuların ceplerine harçlık da koyuluyor. Ama bisiklet sporunda gelişme maalesef yalnız antrenman ve sağlanan olanaklarla olmuyor. Özellikle genç sporcuların gelişimleri çok fazla yarış koşmak, doğru beslenme alışkanlıkları edinmek, dinlenme ve kişiye özel antrenman programlarıyla mümkün olabilir. Bu açıdan yıldız klasmanında takımlar kurulması ve bunun devamında bir lig oluşturulması ziyadesiyle güzel bir adım. Fakat spora kazandırılması amaçlanan sporcuların önlerine bir hedef, örnek alacakları bir rol model konulmalı. Baktığımız zaman ülkemizde sadece yarı profesyonel olarak kabul edilen Continental seviyede tek bir takım var: Torku Şekerspor. Bunun yanında güzel işler yapan ancak bir türlü Continental olmayan ya da olamayan köklü bir takımımız Brisaspor var.

Genç bisikletçi arkadaşlarımla Konya'da ara ara sohbet eder, onlara psikolojik destek vermeye çalışırım. Lakin bana sordukları bir soru karşısında yıllardan bu yana elim kolum bağlı kalır. “Ahmet ağabey bu sporu yapsam ileride hangi takıma giderim, takım yok ki!” Üzülerek ifade ediyorum, bu gerçekten bizim gibi büyük bir ülkenin utanç kaynağıdır.

Futbol branşında ülkece az çok bilgi sahibiyiz. Herkesin gözünde rahatça canlanması için örneği futbol branşı üzerinden vermeyi doğru buluyorum. Mesela düşünebiliyor musunuz, Avrupa ve dünya liglerindeki takımlarla, örneğin Real Madrid ile milli takım maça çıkacak. Sizce bu mümkün mü? Bu yıl Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’ nda tam da bu oldu. Bizim için milli forma ile yarışmak her zaman gurur duyduğumuz, çok özel bir duygu olagelmiştir. Ay yıldızlı formanın bizim için şüphesiz ayrı bir yeri var fakat olayın diğer yüzü içten içe biz bisiklet sporcularının içini acıtmıyor değil. Özellikle pelotonda karşılaştığımız tavırlar düşünüldüğünde...

Yine bu seneki TUR’dan devam edelim. Yer tutmada bile pelotondaki diğer bisikletçilerin bizlere amatör gibi baktıklarını hissettik. Bu durum ister istemez yıllarını bu spora vermiş biz sporcuları fazlasıyla üzdü. Uzun lafın kısası, böylesi bir World Tour yarışı düzenliyorsak kesinlikle Pro takımımız olmalı ve bu takım alttan gelen Continental takımlarla desteklenmeli. Onun da altında genç ve yıldız takımlarıyla sayıyı arttırmalıyız.

Olimpik ders

Ben, Miraç Kal ve Kemal Küçükbay Türkiye milli takımı olarak 2012 Londra Olimpiyat Oyunları’nda ülkemizi temsil ettik. Antrenörümüz o yıllarda Sloven Luka Zele’ydi. İnanılmaz bir gayretle o yıl dokuz saate varan antrenmanlar yapıp, İtalya sınırında yüksek irtifa çadırlarında kamplar yaptık. Kariyerimde ilk defa o dönem detaylı sağlık kontrollerinden geçtim. Her yönüyle muazzam çalışmıştık anlayacağınız. Buna karşın hedefimiz yarışı tamamlamaktı.

O gün gelip çattığında ve yarış başladığında Miraç kardeşimiz teknik sorunla yarış dışı kaldı. Kemal ağabeyimiz kramp yüzünden aynı şekilde yarışa veda etmek zorunda kaldı. Ben ise sekiz tur attığımız Box Hill tırmanışında pelotondan koptum. Geride kalan yedi kişiyle yarışı tamamlamak için çevirdik. Sonradan üç kişi daha pes etti ve finiş çizgisinden  dört kişi geçtik. Yarış bittiğinde dokunsanız ağlayacak vaziyette üzgündük. Bu kadar çabanın sonucu bu olmamalıydı diye düşünüyorduk. İşte o gün anladık ki bisiklet sporunda başarı yalnızca bir ya da iki yılla olacak iş değil. 

İngiltere'da Sky takımının geçmişine bir bakalım. Yatırım yapıldı, takım kuruldu ve alttan sürekli yeni sporcularla bu yapı beslendi. Sonuç ortada; dünyanın en büyük takımı. Bunun gibi daha birçok örnek mevcut bisiklet sporunda. Bizim gelişmek için örnek almamız gereken anlayışın bu olması gerektiği kanısındayım.

Avrupa'da durum farklı

Eski Torku antrenörü olan ve hala görüştüğümüz Fransız Lionel Marie ile geçen ay bir sohbetimiz olmuştu. Kendine, ülkesindeki bisiklet sporunun işleyişini sordum. Söyledikleri beni fazlasıyla şaşırtmıştı. Fransa’da federasyon kadrosu bölge bölge ayrılıyormuş. Her bölgenin kendi başkan ve asbaşkanları federasyon başkanı altında toplanmış. Zamanla her bir bölge, sporcu yetiştirme konusunda birbiriyle rekabet eder hale gelmiş. Elit sporcu sayısı 500’ü aşan ülkede ne kadar WorldTour takımı, ne kadar Pro - Continental takım var zaten hepimiz biliyoruz. Yerel takımların sayısını ise Lionel’in kendi dahi bilmiyor; o denli fazla. Hal böyle iken başarı da kendiliğinden üst kademelere sirayet ediyor. Bana kalırsa bizim en büyük eksikliğimiz en başta istişare ve kurumsallaşamamaktan geliyor.

Naçizane olayın yapı taşlarından biri olarak görüşlerimi aktardım. Sabır içerisinde bu gönül işine hep beraber sarılırsak bizde başarı merdiveninde yer alırız diye düşünüyorum. Unutmamalıyız ki gönül işinde kendi çıkarlarımız haricinde de koşturmak, çabalamak ve gayret sarf etmek esastır.

undefined

9 Mart 1988 doğumlu Ahmet Akdilek, bisiklete doğup büyüdüğü şehir Karaman'da başladı. Manisaspor'un ardından 2013 yılında Torku Şekerspor'a tekrardan dönen Akdilek, aynı zamanda 2015 Türkiye yol bisikleti şampiyonu. Ahmet Akdilek kariyeri boyunca 2012 Londra Olimpiyatları dahil olmak üzere, Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu'nda da yer aldı. 

Ahmet Akdilek kariyerine hala Torku Şekerspor bünyesinde devam etmektedir.

Bu yazı AHMET AKDİLEK tarafından yazılmıştır.|09 Mart 2018