Cyclist Türkiye

MEKAN İNCELEMESİ: Caffe Nero

MEKAN İNCELEMESİ: CAFFE NERO

Sabah her zamankinden erken kalkmıştım. Derginin ofisine gitmek için daha vakit vardı. Kahve içmeden güne başlayamayanlar, evde biten kahveyi sabah fark etmenin ne kadar sinir bozucu olduğunu bilirler. Pencereden baktım. Yerler kuru, pek bulut yok ve güneş parıl parıl parlıyordu. Bağdat Caddesi’nin sabah trafiğine takılmamak için bisikletime atlayıp soluğu Şubat ayının başlarındaki Lodos’un tarumar ettiği Bostancı – Fenerbahçe arasında bisiklet yolunda aldım. Burnumda deniz kokusu, yüzümde güneş derken, bir baktım Caddebostan’daki Caffè Nero’dayım.

Bahçesinde biraz ilerledikten sonra giriş kapısının tam karşısındaki bisiklet parkına bisikletimi bıraktım. Şanslıydım. Bisikletliler arasında oldukça popüler olan Caddebostan Caffè Nero’nun bisiklet parkında sadece bir bisikletlik boş yer kalmıştı ve o da benim pembe kızımı bekliyordu. Hafta içi sabah saatlerinde çok kalabalık olmayan Caffè Nero’da bir fincan sert bir sabah kahvesi ile güne başlamaya hazırdım. Bir yandan kitap okuyor, bir yandan da bahçeye giren çıkanlara bakıyordum. Kahvemin yarısına henüz gelmiştim ki, içeri üç bisikletli bir aile girdi. Annede, babada ve sonradan öğrendiğim üzere altı yaşındaki kız çocuklarında bisiklet vardı. Bisiklet parkının dolu olduğunu gören aile, bahçedeki çocuk oyun alanına doğru yöneldi. Çocuk, bisikletini ille de salıncağın yanında isteyince, bisiklet de oyun alanının içine girmiş oldu.

Geniş bahçesi ve bisiklet parkıyla kendini sevdiren Nero’nun Caddebostan mağazasında, çalışan genç bir Barista arkadaşı gözüme kestirdim ve kahvem bittikten sonra yanına gittim. Bisiklet parkında yer olmadığında bisikletlerin nereye konulduğunu sordum. Bazı masaların etrafındaki boş alanları gösterdi. Bir de, bisikletlerini giriş ve çıkışta bulunan direklere kilitleyenler olduğunu anlattı. Bu durumun bir rahatsızlığa sebep olup olmadığını sorduğumda ise, o yerleri onlara kendilerinin tavsiye ettiğini belirtti. Aslında Nero’daki bu bisiklet sevgisi bununla da bitmiyor. Personeline aşıladığı bisiklet sempatisini dekorasyonunda da hissettiriyorlar. Öyle ki, üst kata çıkarken sizi duvarda asılı duran ufak tefek bisiklet fotoğrafları karşılıyor.

Sosyal medya aracılığı ile birkaç kez münasebet kurduğum Caffè Nero markası, bisiklet kültürüne destek olmasıyla benim sempatimi kazanmayı başarmış bir marka. Şimdiye kadar ziyaret ettiğim mağazaları arasında ise bisiklet bulundurmaya en müsait olanlarından biri Caddebostan mağazası. Bu anlamda, hem yorucu bisiklet antrenmanı sonrası kafein depolamaya, hem de sahilde ufak bir gezintiden sonra bisikletinizi gözünüzün önünden ayırmadan biraz kahve içip laflamaya oldukça elverişli haldeler.

Caffè Nero’dan ayrılmadan hemen önce, bisiklete olan bu sempatilerinin nereden geldiğini öğrenmek adına internet sitelerinden telefonlarını bulup aradım. "Bu soru da kime sorulur ya şimdi?’’ diye düşünürken, beni pazarlama departmanlarına bağlayıverdiler ve sevgili Merve Bulgurcu’nun ağzından konuyla ilgili şu sözler çıktı: "Caffè Nero ailesi olarak, şehir koşturmacası içinde yavaş yaşamın önemli olduğunu düşünüyoruz. İyi ve lezzetli kahve sunmanın yanı sıra çevreye ve insana duyarlı olmak, sağlıklı ürünler sunmak ve mahalle ruhunu anımsatacak samimi bir atmosfer oluşturmak önceliklerimiz arasında yer alıyor. Bu bağlamda, yavaş yaşamın en önemli bileşenlerinden biri olan bisikleti hayatımızın bir parçası olarak konumlandırıyor ve mağazalarımızı da bu anlayışla dekore ediyoruz. Bisikletlilerin gün içinde küçük bir mola vererek rahatlayabilmesi için mağazalarımızda bulunan bisiklet parklarının yanı sıra, İstinyepark mağazamızda ‘LOVE PASSION FREEDOM CITY’ temalı bisiklet enstalasyonumuz ve Zorlu mağazamızda bulunan ilk bisiklet modellerinden biriyle yapılan enstalasyonumuz ile bisiklet kullanımına dikkat çekmeyi amaçlıyoruz.

Bu yazı GÖKHAN KUTLUER tarafından yazılmıştır.|29 Haziran 2015