Cyclist Türkiye

KİTAP İNCELEME: RÜZGARA KARŞI

KİTAP İNCELEME: RÜZGARA KARŞI

undefined

Guinness Rekorlar Kitabı’na bakacak olursanız Juliana Buhring isminin yanında onaylanmış bir rekor görürsünüz; “Bisikletle dünyanın çevresini dolaşan ilk kadın.” Alman bir anne ve Gallerli bir babadan, 2 Haziran 1981 tarihinde Atina’da dünyaya gelen Buhring, kendine bu unvanı kazandıran tur kapsamında 19 ülke geçerek toplam 28.698km yol kat etti ve tam 152 gün sonra yolculuğa başladığı Napoli şehrine; kendini karşılamak için gelen kalabalığın alkışları arasında tekrardan girdi. Bisiklete 2011 yılında 30 yaşındayken ilk kez binen Juliana, kendi gibi dünyayı bisikletle geçmiş dostu Rob Penn ile Guardian için yaptığı söyleşide bisikletle olan ilk tanışmasını şu sözlerle anlatıyor, “Altı yaşında bir çocukken Filipinler’de bir oyun parkında bisiklete bindiğimi hatırlıyorum. Bu, 2011’de dünyanın etrafını bisikletle geçmeye karar vermeden önceki toplam bisiklet deneyimimdi. Aynı zamanda bisiklet teknolojisi ve bisikletin bilimsel yanı hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Sekiz aylık bir süre zarfında antrenman yaptım ve hazır olduğumu hissettim.”

Yukarıda yazılanların hepsi bugüne kadar Juliana ve onun rekoru hakkında internet ortamında rahatlıkla ulaşabileceğiniz bilgilerden oluşuyor. Ancak madalyonun bir de öbür yüzü var. Juliana yolculuğuna tek başına başladı ve öyle de tamamladı. Yani 152 gün boyunca tam olarak neler yaşadığını kendisinden başka hiç kimse bilmiyordu. Deneyimlerini insanlarla paylaşma ihtiyacı duyduğunda ise “This Road I Ride”, adlı kitabı kaleme aldı. Türkçeye “Rüzgara Karşı” adıyla çevrilen ve Garaj Kitap tarafından piyasaya sürülen eserinde Juliana, okuruyla tam anlamıyla bir bağ kurabilmek için başa dönmesi gerektiğini biliyordu. Öyle ki eser onu bugün olduğu kişi haline getiren Hendri Coetze ile başlayan tesadüfler silsilesinin ilkiyle başlıyor.

undefined

Kitabın ilk sayfalarıyla birlikte Afrika’da bir bara konuk oluyoruz; Hendri Coetzee ile sekiz yıl önce, Kampala’daki Rock Garden isimli gece kulübünde ilk defa tanıştığı o güne. Kendisi için dönüm noktası olan o anlara anılarında şu sözlerle yer veriyor Juliana Buhring, “Yüzümü gölgeleyen neon ışıkların altında bara yaslanmış, arkadaşlarımla laflıyordum. Hendri ise karanlığın ucunda içeceğini yudumluyordu. Bakışlarımız aniden buluşup çok uzun gibi gelen süre boyunca birbirine kilitli kaldı. Hendri’nin gözlerini kaçırarak bu beklenmedik buluşmayı bozmak istemiyormuş gibi bir hali vardı. Kulübün loş ışığı altında bile parlayan masmavi o iki göz bebeği dün gibi aklımda.”

Hendri Coetzee, Doğu Afrika kıyılarında uzun kilometreler boyunca yürüyen, kıtanın ayak basılmamış noktalarına keşifler düzenleyen bir kaşiftir. Juliana, ölümle dalga geçen adam olarak adlandırdığı Hendri’yi son gördüğünde Hendri, Nil Nehri’nin kaynağından başlayıp denizde biten, 6700 kilometrelik bir başka sefere rehberlik etme hazırlığındadır. “Yola çıkmasıyla birlikte hayatım tamamen değişti. Kampala’dan ayrıldım, “Not Without My Sister”, adında bir kitap yazdım, başka birine dönüştüm. Birbirimizden yıllarca haber alamadık.”

Juliana’nın hayatını şekillendiren tesadüfler silsilesinin ikincisi, Londra ve Kampala’da yaşamış bir arkadaşının ziyareti sırasında - arkadaşının Facebook sayfasında Hendri’nin profilini görmesiyle - olur.  Hendri ile düzenli olarak yazışmaya başlayan Juliana, o günlere dair düşüncelerini kitabında, “Araya bir ömür girmiş, hem de hiç zaman girmemiş gibiydi,” sözleriyle açıklıyor. 

Skype üzerinden iletişime devam ettiği Hendri ile 31 Aralık’ta Uganda’da bir araya gelmek için sözleşen Juliana’nın hayatı, 8 Aralık sabahı arkadaşından aldığı haberle bir kez daha değişir. “Hendri, Lukago Nehri boyunca kürek çekiyormuş, beraberindeki iki Amerikalı kanocu hemen önündelermiş. Derken birden dev bir timsah çıkıp onu kanosundan aşağıya çekmiş…”

 “Haberler nihayet mantığıma nüfuz ettiğinde, darmadağın oldum. İlk birkaç gün ağlayarak, sanki bir mucize onu geri getirecekmiş gibi ismini tekrar tekrar söyleyerek yatakta kıvrılıp kaldım” diye anlatıyor Juliana kitabında hissettiklerini. Hendri’nin Juliana için ne anlam ifade ettiğini tam olarak anlayabilmek adına Juliana’ya yolculuğu boyunca Hendri’nin manevi varlığının kendisine ne yönde güç verdiğini soruyoruz. “ Hendri’yle yolcuğum boyunca pek çok defa konuştum. İşler kötü gittiğinde, hastalandığımdan, kendimi güvende hissetmediğimden, aç ya da yorgun olduğumdan bahsettim. Kafamın içinde sürekli bana yardım eden bir varlık gibiydi.” 

undefinedundefined

Adeta hayatı Hendri’nin etrafında şekillenen Juliana’nın aklına bisikletle bir tur yapma fikri de ilk kez Hendri’yi anmak için Nil Nehri kıyısında düzenlenen toplantıda nüfuz eder. İtalya’ya evine döndüğünde kafasını meşgul eden bisikletle dünyayı geçme fikri, tek başına çıkıp 194 günde 24.445 kilometre yol yapan Mark Beaumont’un BBC’de yayınlanan belgeselini görmesiyle nihai sonucuna varır. 

“Midem heyecandan kasılmıştı, işte asıl bisiklet macerası bu olacaktı. Daha önce bir kere bile bisiklet sürmemiş olmam bu meydan okumayı daha da önemli hale getirecek.”

152 günlük macerasının detaylarına yer verdiği kitabında Juliana Buhring, Pegasus adını verdiği beyaz yol bisikletiyle sayfaların arasında bizleri Tolkien’in satış rekorları kıran üçlemesi “Yüzlüklerin Efendisi”nin geçtiği Yeni Zelanda’ya da götürür, motosikletlerce önünün kesildiği Mumbai’ye de kamikaze saksağanlarının saldırılarına maruz kaldığı Avustralya’ya da… Yine çaresizlik içinde göz yaşlarına boğulurken pes etmeyi düşündüğü anlara da şahitlik ediyor, metrelerce yükseklikteki dağlara doğru azimle, “Ben dağların kraliçesiyim” diyerek iki teker üzerinde haykırdığı anlara da tanıklık ediyoruz.

Yol boyunca Pegasus’la duygusal bağ kurduğunu da söyleyen Juliana, bu bağı şu sözlerle açıyor; “ O benim tecrübe ettiğim tüm zorlukları benimle birlikte yaşadı. Benim için ete kemiğe bürünmüş bir arkadaş gibiydi. Tüm yol boyunca onunla da sohbet ettim. Ona bir bisikletten ziyade canlı bir varlıkmış gibi davrandım. Hızlanmam gerektiğinde onu tekmeledim ve ‘hadi hızlanmamız gerek’ dedim. Onunla beraber kilometrelerce yol kat ettik. Açıkçası Pegasus ile duygusal bağlantım biraz da beraber paylaştığımız tecrübelerden geliyor.”

Kitabın ilerleyen sayfalarıyla birlikte konuk olduğumuz duraklardan biri de Türkiye oluyor. Türkiye’deki anılarına “Türk Lokumu” başlığı altında yer veren Juliana, özellikle Türk insanının sıcakkanlılığından ve kendine sunulan güzel yemeklerden etkilenmiş. “Çorba, peynir tabağı, taze sebzeler, zeytin, humus, yumurta, turşu, bal ve sıcak ekmek. Türkiye, Akdenizli komşularıyla aynı iklimi paylaşıyor, bu da yemeklerin mükemmelliğine sirayet etmiş olmalı. Domatesler şeker gibi, zeytinler iri ve etli, çeşit çeşit taze ot ve keçi peyniri var. Yeme fırsatı bulduğum her seferinde dayanamayıp duracağımdan eminim.”

undefined

Türkiye’ye Ankara’dan giren, ardından Çanakkale’nin sahil kasabası Ayvacık’ta kalan ve İstanbul üzerinden turuna devam eden Juliana Buhring’in Türkiye anılarına dair köpeklerle olan mücadelesi de ilgi çekici anlardan.

“Türkiye’ye yolculuğumun en kötü kısmı olan Hindistan’ı tamamladıktan sonra girmiştim. Mumbai’nin kiri, tehlikesi ve kaosundan çıktıktan sonra Ankara’nın uygarlığı, geniş yollar ve elbette harika yemekler – özellikle de kahvaltı - bana kendimi iyi hissettirdi. İnsanlar ise inanılmaz derece misafirperver, yardımcı ve cömertti.”

Yolculuk boyunca pek çok farklı ülkeyi geçtiğini söyleyen Juliana’nın farklı coğrafi koşullara nasıl uyum sağladığını merak ediyoruz. “ Asya, Afrika ve Avrupa kıtalarında bulunan 30 farklı ülkede yaşadım. Dolayısıyla farklı kültür ve iklim koşullarına adapte olmak benim için doğal bir süreç. Ama soğuğa alışmama sıcağa oranla daha zor olduğunu söyleyebilirim, özellikle de sıfırın altındaki sıcaklıklara. Yolculuk sonunda bugün bile ayak parmaklarımdan bazılarını bu sebeple hissizleşti.” 

Yolculuğunun kendisine öğrettiği en önemli şeyin insan mucizesi olduğunu söyleyen Juliana, tanımadığı insanların kimi zaman yiyecek, kimi zaman bağış, kimi zaman ise uyuyacak bir yer verdiğini ve onların yardımları olmadan bu turu yapamayacağının altını çiziyor ve ekliyor, “Haberlerde insanlara dair çok fazla korku senaryosu görüyoruz. Ama asıl olan bunların gerçekler bütünü değil, yalnızca istisna olduğu. Hepimiz farklı olmaktan ziyada benzeriz. İnancın ve kültürün ne olduğunun hiçbir önemi yok. Eğer farklılıklarımız üzerine savaşıp durmaktan ziyade benzerliklerimizi ön plana çıkartabilirsek dünya şüphesiz daha güzel bir yer olacaktır.”

Son olarak Juliana’ya kendi gibi bir yolculuğun hayalini kuranlar için ne gibi önerileri olduğunu soruyoruz; “ Dünyanın daha fazlasını görün. Hepimizin başkalarına öğretecek bir şeyleri var. Tanıştığınız herkesin sizin bilmediğiniz bir şeyleri bildiğini unutmayın. Ve bunun ne olduğunu bulmaya çalışın. Çünkü yolculuğum boyunca aştığım her bir engel, tırmandığım her bir dağ kendimi yenilmez hissetmemi sağladı. Kendimi gezegenin bir parçası gibi hissettim.”

undefined

Kısaca Juliana Buhring, bir kaşif olan Hendri Coetzee ile tanışmasının mümkün kıldığı bisikletle dünya turu aracılığıyla devr-i alemlerin yalnızca romanlarda olmadığını tüm dünyaya yine bir kitap aracılığıyla gösteriyor.

 

Bu yazı ERMAN ÖNER tarafından yazılmıştır.|08 Şubat 2018