Cyclist Türkiye

Kapak Fotoğrafının Hikayesi

KAPAK FOTOĞRAFININ HİKAYESİ

İsmi yabancı dildeki bir dergiyi yerelleştirmek için üzerine ‘Türkiye’ yazmak yetmiyor. Derginin içeriğinin de o yerelliği destekleyici nitelikte olması gerek. Öyle olması için elimizden geleni yapıyorduk ki, bunu sadece dergiyi alanların fark edeceği aklımıza geldi. Yani dergiyi açıp okuyan anlardı da, dergiyi uzaktan rafta şöyle bir göreni nasıl yakalardık?

İki arkadaş lazım bize… ‘’Sen, sen; gelin bakayım böyle!’’ Fizikleri düzgün, ince, dar omuzlular. Saf bir bisikletçi görünüşü; işte bu! Kask ve gözlük takılınca tanınmaz hale gelen bu arkadaşları nereye koysak daha iyi olur? Sultanahmet’e mi? Yok artık daha neler! Arnavutköy, Bebek sahili falan? O da çok sönük ve klasik olur şimdi masmavi deniz falan. Madem ince ve uzunlar, tırmansınlar öyleyse. Denizdi, boğazdı, köprüydü derken yakalardık istediğim kompozisyonu. Tamamdır. Oldu bu iş!

cyclist türkiye kapak fotoğrafı

Sabahın köründe Gökhan benimle, Mutlu ise Tufan ile beraber tuttu Arnavutköy’ün yolunu. Güneş ve ısı istenen değerlerde değildi ama bunun sıkıntısını koltuk ısıtmalı arabanın içinde Amerikan filmlerindeki polisler gibi ellerinde donut ve kahve ile oturan ben ve Tufan değil, aynı yokuşu onlarca kez inip çıkan Gökhan ile Mutlu çektiler. Arnavutköy sırtlarında, sabahın o saatlerinde 33 kere inip çıktılar. Bir sürü fotoğrafları çekildi. Kapakta onları kullanmadık ama yine de güzellerdi. Sonra sahile indik. Bebek dolaylarında kahve molası verdik.

Köprünün ayaklarını ve köprüyü görebileceğimiz güzel bir yokuşu gözüne kestiren fotoğrafçılarımız, hemen yerini aldı. Polat bir yanda, Merve diğer yanda başladılar çekimlere. Deklanşör sesleri ardı ardına geliyor, Gökhan ve Mutlu toplamda 15 kere inip çıkacakları yokuşta bir yandan performans yapıyor gibi gözükmeye çalışıyor bir yandan da gülmemek için kendilerini zor tutuyorlardı. Sondan birkaç tur önce karşı şeritten gelen otobüsün Merve’yi paniğe sevk etmesi sonucu Mutlu ve Merve aynı yöne doğru kaçışınca çekimlere bir süre ara vermek durumunda kaldık. Sonradan anlattıklarına göre Merve asfaltın ne kadar soğuk olduğuna yakından bakmak istemiş, Mutlu ise kilitli pedalından ayağını kurtarmadan yere en fazla ne kadar yakın durabileceğini test etmeye çalışmış. Yoksa öyle düşmek gibi falan bir şey söz konusu değil. Ne münasebet efendim!

Yol bilgisayarını taşıyan aparat hasar alınca, Mutlu’nun bisikleti 82 gram daha hafiflemiş oldu. Dergimizin kapak fotoğrafına biraz daha dikkatli bakarsanız, birkaç akşam hatıra olarak omuz ve bacak ağrısı çekecek olan beyazlı arkadaşın bisikletinde yol bilgisayarı takılı olmadığını görebilirsiniz.

Köprü merasiminin ardından ilerleyen saatlerde oluşan farklı ışığı önceki yokuşta tekrar görmek istiyor ve Arnavutköy sırtlarına geri dönüyoruz. Polat ile Merve kendini çabuk toplamış gözüküyor. Öyle ki bizim bisikletçi çocuklar aynı yokuşu 24 kere daha inip çıkmak zorunda kalıyor ve Facebook profillerine koyacakları bol bol fotoğraf ediniyorlar.

Sabah 07:30’da başlayan kapak fotoğrafı maceramız saat 12:30 civarında son bulduğunda, Gökhan ile Mutlu’nun kazandığı toplam irtifa 710 metre, yaptıkları yol ise 17 kilometre olarak kayıtlara geçiyordu.

Bu yazı GÖKHAN KUTLUER tarafından yazılmıştır.|12 Mart 2015