Cyclist Türkiye

AMATÖR BİSİKLETÇİ GÖZÜNDEN ETAPLI YARIŞ KOŞMAK

AMATÖR BİSİKLETÇİ GÖZÜNDEN ETAPLI YARIŞ KOŞMAK

Fotoğraflar: Yücel Çakıroğlu

Yol bisikleti sürmeye başlayalı ilk 10 yılımı iki sene önce geride bıraktım.

Şort, şort altına bisiklet taytı, tayt, bacakları almak, yeni bisiklet, daha yeni bisiklet, daha aero bisiklet olarak izlenen yolun “televizyonda gördüğüme benzer” yarışma arzusunun 4. Sene-i devriyesini geride bırakıyoruz. Bir hobiden keyif almak için illa daha iyi, daha hızlı, daha, daha… -mı olunmalı buna eminim aramızdaki psikologlar daha tatminkâr cevaplar verebilecektir. Zira konumuz “30’lu yaşlardaki erkeklerde gözlenen davranış bozuklukluları” değil, etaplı yarış koşmak.

Ülkemizde bir bisiklet sahibi yarış koşmak istiyor ise önünde üç yönlü bir kavşak belirmekte. Orta şeridin sayıları son zamanlarda git gide azalmış olan federasyon yarışlarına çıktığını var sayarsak, geriye kalan çıkışlardan birisi son zamanlarda popülerliği git gide artan ücretli granfondo yarışlarına, diğeri de 2.2 seviyesindeki yarışlara çıkmakta.

Peki nedir 2.2 yarış? Ve bu numara kombinasyonu ne anlama gelir? Uluslararası bisiklet birliği UCI’ın yarış sınıflandırmasında WT (World Tour, örnek olarak: Türkiye Turu, Tour de France, Tour of Flanders…) en üst seviye iken 1.HC ve 2.HC sırası ile bir alt seviye sırasıyla tek günlük ve etaplı yarışlara verilen isim, akabinde 1.1 ve 1.2 seviye gelirken hemen ardından 2.1 ve 2.2 tek günlük/etaplı yarışlar gelmekte. 1.2 ile 2.2 arasındaki en büyük fark ise 2.2 seviyesinde WT takımları yer alamazken Ülkelerin kulüp seviyesinde kulüplerinin katılımına açık olmalarıdır. Yani özetlemek gerekirse amatör bir sporcunun ulaşabileceği en üst seviye yarış sınıfı 2.2’dir.

undefined

Olimpiyat kotası için puan toplama imkanı sunan bu tür yarışlar, ayrıca Türk bisikletinin şu andaki üç lokomotifi Torku, Brisa ve Sakarya sporcuları için kendilerini göreceli dişli rakiplere karşı deneyebilecekleri bir arena sunarlar. Formülden memnun kalınmış olunmalı ki sadece 2018 yılında ülkemizde tam 12 tane 2.2 yarış düzenlendi. Genel yarış kalitesini fazla düşürmek istemeyen federasyon yurdumuz amatör takımlarının yarışa katılımlarını çok ince eleyip sık dokudukları bir karar mekanizmasına bağlasa da başta, Bursa Yeşil pedal spor kulübü, Mardin büyükşehir, Hi-Ride ve kendi kulübüm, Trakya bisiklet kulübü zaman zaman kendilerini bu yarışlarda gösterebilmekte. Üzerinde duracağımız üzere bazı “müteşebbis” bisikletçiler için katılım sadece bu yol ile sınırlı değil elbette.

Bu yıl 2.2’ler ile yolum üç kere kesişti. İlki şubat sonu Organizasyon tarafında görev aldığım üç etaplık Antakya’dan Mersin’e uzanan Akdeniz Turu’ydu. Sporcu olarak etaplı yarışlar ile yolumun kesişmesi için Mart sonunu beklemem gerekecekti. Trakya Bisiklet Kulübü olarak, yarışın kulübümüzün kayıtlı olduğu Tekirdağ civarında geçiyor oluşu bize katılım koşullarını sağlamamıza yardımcı olmuştu. Başkanımız Cüneyt Bağcı ve Mutlu Erçevik hocamız önderliğinde Selimiye camii gölgesinde takım arkadaşlarımız ile start takı altında sıralandığımızda üşümenin ve heyecanın birleşimi bizi sonbaharda bir yaprak gibi titretiyordu. Önceki yıl daha zorlu 2.2 yarışlarından olan  “Tour of Mersin” yarışını koşmuş sevgili oda arkadaşım Sinan Kartal’ın yarış öncesi bana sık sık hatırlattığı üzere, Edirne çevresinin in-çık doğası ve çapraz rüzgarların oluşturduğu tersolar (bisiklet dilinde rüzgarın estiği yönün tersine doğru sıralanıp rakibini rüzgara karşı korumasız bırakmak) peloton içi olduğu kadar takımımız için de büyük kıyıma sebep olacaktı. Neyse ki yazımızın odaklanacağı yarış bu değil…

Eylül ayına ileri sarıyoruz, tam da 2018 için etaplı yarış koşma fikrini rafa kaldırma hazırlıklarında iken bir Pazartesi sabahı aniden telefon çalar, beklenmedik bu telefonun diğer ucundaki camiadan tanıdığım bir arkadaşım, Güney Yazgın Şubat sonu düzenlenen Akdeniz Turu’nda yabancı bir takımın kadrosunda karşıma çıkarak beni bir hayli şaşırtmıştı. Bahsi geçen takım Ukraynalı “Dynamo Palmyra” idi. Güney, bazı “müteşebbis” hareketler ile kendisine bu takımın kadrosunda yer bulmuştu. Güney telefonda heyecanlı bir şekilde takımın sonradan bir etabı tıraşlanacak olan dört etaplık “Karadeniz turu” için ülkemize gelmekte olduğunu ve ekstra bir sporcuya ihtiyaç duydukları cümlesini bitirmeden jeton düşmüş, sabah mahmurluğu adrenalin ile karışmıştı. Çeşitli karışık bürokratik sebeplerle kadrosunu biz Türkler ile pekiştirmek zorunda kalan Ukraynalı takım, Güney ile bana “köprüden önce son çıkış fırsatı” sunmuştu. Zira 2.2 etaplı tur bitirme hedeflerimizde Güney’le birlikte şu ana kadar başarıya ulaşamamıştık. Bu yarış 2018 sezonu için son şansımız olacaktı olmasına ama iki tane 200km üstü etabı ve ilk günkü zorlu HC kategori rampa ile biten üç etap biz ve hedefimiz arasında amansız bariyerler olarak duruyordu.

undefined

Yarışı nasıl bitireceğimizin planlarını güney ile daha Pazartesi akşamından yapmaya başlamıştık. Bize göre ilk günkü rampayı zaman limitine takılmadan geçtiğimiz takdirde, son iki etapta “motor koruma modu” ve “azami enerji tasarrufu” ile yarışı bitirme olasılığımız vardı. Şansına haberi aldığım haftanın sonunda Büyükçekmece’de Kermesse tarzı turlu bir yarış olacağı için “taper” (dinlenme) dönemine zaten girmiştim. Genelde son anda haber alınan bu tarz bir yarışa katılım oldukça sert bir antrenman gününden birkaç gün içerisinde olsaydı istediğimiz sonucu almak kronik yorgunluktan ötürü bir nebze zorlaşabilirdi. Yaptığım ince hesaplar doğrultusunda edinebileceğim tüm avantajları değerlendirmem gerekiyordu. Girdiğim son yarışların neredeyse tümünde yaşadığım kramp vakalarının tekrar nüksetmemesi için izotonik magnezyum mineral yüklenmesine Salı günü itibarı ile başlayacak ve yarışın start yeri olan Rize’ye iki kuruş cepte kalsın diye otobüs ile gitmeyi aklımdan bile geçirmeyecektim. 12 saatlik bir otobüs yolculuğu vücudun tüm bağışıklık sistemini hep yükün raydan çıkarabilirdi. Çarşamba sabahı 01:50 sularında Rize havaalanından bizi alıp otelimize yerleştirecek olan araçta aniden çok sıcak hissetmeye başladığımda ufak çapta bir panik yaşadığımı söylemezsem yalan söylemiş olurdum, keza vücudum “sağlıklı” durumdan “hasta” ‘ya son zamanlarda ivedi şekilde düşebilmekteydi.  03:00 sularında Rize’deki otel odamıza Güney ve Petkim sporcusu Ercüment Boran ile; ki bu yarışta Yeşil Pedal adına yarışacaktı istirahate geçtik.

Ertesi sabah kahvaltıda takım olarak bir araya geldik, tanışma faslı sonrasında masaya hep beraber oturduk. Takımımız bir Rus, iki Ukraynalı, iki Türk’ten oluşuyordu, ayrıca Ukraynalı sporculardan birisi yanında sevgilisi Valentina’yı getirmişti. Ne var ki Triatlon sporu ile uğraşan Valentina bisiklet sporunun nüanslarına yardımcı olabilecek kadar hakim olmadığı için bize fazla yardımcı olamayacaktı. Neyse ki Yeşil Pedal spor kulübü başkanı Mecit (Tatlıcılar) bize bir araç şoförü bulacağını söylemişti. Sporcularımızdan Rus Dmitry Puzanov, 2009 yılında Katyusha takımı o dönem Continental statüdeyken Qinghai Lake dahil önemli ve kırıcı yarışlarda start almış, 35 yaşında eski bir profesyoneldi. Katyusha takımı sınıflandırmasını yükseltmeye karar verdiğinde kontratsız kaldığı için emekli olmaya zorlanmıştı ancak son etapta göreceğimiz gibi bu etkenlerin hiç birisi Dmitry’in spora karşı olan motivasyonundan veya enerjisinden bir şey çalmamıştı.

undefined

38 yaşındaki Ukraynalı Andriy Gladkyy de eski profesyonellerdendi. İletişim sıkıntısından tam detaylarına ulaşamamış olsam da 2010 öncesi Türkiye Turu’na da katılmış ve yeşil renkli sprinter mayosunu bir süre taşımıştı. Kendisi ayrıca Ukrayna merkezli takımın önderi statüsüne sahipti. 27 yaşındaki Oleksiy Koretskiy ise takımın en deneyimsiz sporcusuydu. Türkiyelere etaplı yarış deneyimi kazanmaya gelmişti. Öğle yemeği, yarış kaydı ve teknik toplantı için engebeli çay tarlaları arasından Rize gençlik spor il müdürlüğüne vardığımızda sanki lisedeymişim ve sömestr’ın ilk günüymüşçesine bir “deja vu” yaşamıştım. Az çok bu camiada bir süredir bulunduğumdan ötürü rotasyondaki herkesi ismen değilse cismen tanımam bu hissiyata yol açıyordu. Açıkçası yurdumuzun bisiklet camiası çok da büyük değil. Teknik toplantıya geçtiğimizde arkadan omzuma birisi dokundu, arkama döndüğümde Talha Özdemir’i gördüm. Talha da aktif bir sporcu ve fırsat buldukça 2.2 koşan, Sinan vasıtasıyla tanıştığım birisi. Bizim araca şoförlük yapacağını duyduğumda işi bilen, emin ellerde olacağımdan sevindim. Sonradan araç içi Talha ve Valentina’ya ilk iki etap için Fiberli sporcusu Sefa Toros ve son etap için de son an olduğu için ve dar zamandan ötürü tam olarak tanışamayıp “TOP KEK, SUU,MUZZ” diye ravitayman sırasında seslenmek dışında iletişimde bulunamadığım bir arkadaş eklenecekti, kendisine de teşekkür ederim.

Ana hatları ile teknik toplantıda sprint kapıları, genel klasman gibi konular beni pek ilgilendirmediği için kulak arkası edip, sert bakışlı Portekizli UCI hakeminin %15 zaman limiti hakkında taviz vermeyeceği, beslenmenin 50km’de açılıp son 20’de kapanacağı bilgilerini aklıma kaydettim. Yarışta doping kontrol yapılmayacağı sadece dikkat çeken detaylardan bir tanesiydi. Toplantı biter bitmez üstüne bisiklet takılabilen takım aracımızı teslim alıp otele dinlenmeye çekilebilmek için sabırsızlanmaya başladık. Bütçesiz, toplama bir takım olmanın bu gibi sıkıntıları yarış boyu tekrar tekrar karşımıza çıkacaktı. Normalde sporcu olarak teknik toplantıya katılım zorunluluğumuz olmasa da yabancı arkadaşlarımıza Türk usulü işleyen organizasyonda yardımcı olabilmek ve çeviri yapabilmek için onlarla bulunmamız gerekiyordu. Akabinde otelimize geçip akşam yemeğini müteakip, matara ve yarış besinlerimizi hazırlayıp, numaralarımızı ve çiplerimizi takıp 22:30 gibi yatağın yolunu tuttuk. Ertesi güne dinç ve enerjik olmamız gerekiyordu.

 undefined

ETAP 1 – 27 Eylül 2018 -    RİZE – ÇAYELİ – AYDER   84 km 35 km/h ortalama

 

Rize’ye yarışmaya gideceğimi duyan yakınlarım, eş dost, birkaç gündür Ayder Yaylası ve etrafının doğal güzelliklerini öve öve bitiremiyor mutlaka zaman yaratıp etrafı gezmem gerektiğinden bahsediyorlardı. Bilmiyorlardı ki Güney ile birlikte aklımızda olan tek şey zaman limiti hesapları idi. %15 zaman limiti, yarışın koşulan her bir saati için 9 dakika geri düşme payı sunuyordu. Takribi olarak 2 saatten biraz daha uzun sürmesi planlanan etap bize toplamda (bitirenin son süresine bağlı olarak) 20-25 dakika arası bir finişe gelme payı verecekti. Ardeşen kavşağına kadar 50km düz olan etap sonrası Ayder yolu dönüşüne kadar olan 20km’lik bölümde grupta kalmayı tehlikeye sokacak herhangi bir eğim sunmuyordu, bu tek gidiş tek geliş yolda herhangi bir sıkıntı yaşamayıp yol haritasında “köprü-kavşak” olarak adlandırılan noktaya grupla geldiğimiz takdirde geriye kalan 15km’lik bölümü zaman limiti dahilinde kolayca bitirebilmeliydik. Beynimiz eski tip kurma kollu hesap makinalarına dönüşmüştü.

Etap Rize vilayeti önünde saat 10:00’da start alana kadar tanıdıklarımız, eş dost ile yapılan muhabbet herhangi bir heyecan oluşmasını engelliyor, dikkatimizi dağıtmaya yardımcı oluyordu.

Verilen start ile birlikte ilk 30km peloton kaçış gurubu oluşturmak isteyen ve onları engellemek için kontra çeken takımlar tarafından bir sola bir sağa sürüklenecekti. Türk takım kaptanları karakteristik kuşçu stili ıslıkları ile takım arkadaşlarına komutlar yağdırıyordu. Yarış başlarında kaçış grubu oluşana kadar böyle silkelenmeler olacağını bekliyorduk, tek isteğimiz kaçışın erken gerçekleşmesi ve rahata ermemizdi. 32km civarı kaçış yeni gitmiş, peloton rahata ermişken günün ikinci tüneline topluca girdik. Karadeniz sahilinde sık rastlanan bazen peşi sıra olan bu tüneller tüm sporculara seslerinin ekosunu dinleyebildikleri bir nevi eğlence fırsatı sunuyor ama aniden kararan ışık güneş gözlüklerini çıkartıp teker takibini daha dikkatli yapma gereğini ortaya çıkarıyor. Tüm bunların bilincinde olduğum halde peloton’un kendine has dinamikleri sebebi ile köprüye girişte şeridin sağında yer almıştım, yerdeki olası pislikler, taşlar ve cam kırıkları sebebi ile bulunmayı tercih etmediğim ve bu noktada tünelden çıkana kadar sürmek dışında bir şansım yoktu, tam kaderime razı olmuş dikkatli sürmeye çalışırken BAM! Diye bir ses ve yukarı doğru itilme suretiyle sarsıldım. Tekerim Büyük kedi gözlerinden birine çarpmıştı, sinir olan tünelde bu gözlere karşı dikkat ettiğim ve o noktaya kadar hepsinin yerinde olmadığı için bu tünelde kedi gözü olmadığı kanısına varmış olmamdı. Alttan aldığım darbe çok sert olmuştu, ancak gene de şanslı idim, çünkü pelotonun tam ortasında büyük bir kazaya sebep olabilirdim, bu kendime verdiğim zarar kadar sporcu arkadaşlarıma verebileceğim olası hasarlar konusunda beni çok üzerdi. Görüntüde sadece darbenin şoku ile gidon aşağı kaymıştı, Garmin’imi yukarı çekip yola devam etmekten başka yapacak bir şey yoktu.

undefined

Ardeşen Sapağına sağ salim varmıştık, Güney ile planımız yolunda gidiyordu, rampanın yumuşak 20 km’lik bölümünü hiçbir sorun olmadan almayı başarıyorduk, planlarımız için kritik olan son 15km’lik bölüme 3-4km kalmıştı. Tam o esnada bisikletin kontrolünün değişmeye başladığını hissetmeye başladım, hızlı bir bakış ve ufak teker zıplatmaları sonucunda sorun belliydi, tünel içindeki vaka iç lastiğimde yavaş inen bir patlağa sebep olmuştu, lastik öyle böyle 25km kadar idare etmişti ama şimdi basınç sürülemeyecek seviyeye gelmeye başlamıştı.

Başıma etabın en kritik noktasında böyle bir hadisenin gelmesi beni çok kızdırmıştı. Derhal minimum vakit kaybetmek için lastik tamamen hava kaybedene kadar viraj, yokuş aşağı, ne olursa ana grupta sürmeye, bırakmamaya karar verdim, yaklaşık 1km içerisinde lastiğin mecali kalmamıştı, grupta elimi kaldırıp yavaş yavaş geri kaymaya başladım, arkamda Nötral servis veya takım arabamızı aramaya başlamıştım, ne yazık ki 13. sırada olan arabamızın bana gelmesi çok uzun sürüyordu. Şükür ki yabancı takım arkadaşlarımız yanlarında yedek jant getirmişti, lojistik sebeplerden dolayı aynı lükse sahip olamamıştım. Araç bana vardığında çoktan ön jantımı çıkarmış takımı bekliyordum, Sefa hızla yedek jantı öne takıp beni itekleyerek yola geri gönderdi. Büyük bir sinirle araba karavanının sonunu yakalamış ama bunu yaparken sürdürülebilir enerjimden çok daha fazlasını kullanmıştım. Virajlı ve engebeli parkurda iş artık zaman limitinde kalmak için geri düşen sporcular ile trenler oluşturduğumuz bir mücadeleye dönmüştü. Jant uyumsuzluğundan ötürü ön frenim kullanılmaz durumdaydı ama bu önemli değildi çünkü o zihinsel durumda yokuş aşağı bölümlerde fren yapmak aklımın ucundan bile geçmiyordu.

undefined

Nihayetinde 50 dakikalık tamamen kırmızı gördüğüm bir mücadele ki son 25 dakikası tahminimce aynı çarpışmanın şiddeti ile zedelenen bir tel başının kopması neticesinde sert sürten bir arka jant eşliğinde neticesinde 1. ile aramda takribi 9 dakika oluşmuş şekilde sis içinde finiş görecek, ön çatala takılı çip finiş çizgisini geçtiği an geri dönüp (1 metre fazla sürmeden) 50 metre aşağıda park etmiş takım aracının yolunu tuttum. İlk etap bitmişti, ve Ayder yaylasına dair hiç bir şey görmemiştim.

Efor sonrası otelde iki janta birden bakım yapmam gerekliliği destek ekibi olmadan yarışmanın zorluklarını tekrar gün yüzüne çıkarıyordu.

undefined

 

ETAP 2 – 28 Eylül 2018 -    RİZE – SÜRMENE – TRABZON – VAKIFKEBİR – TİREBOLU - GİRESUN 205 km 43km/h ortalama

 

Takım arkadaşım Güney ile etapları günlük bazda düşünmeyi, sorunlarımızı çiğnenebilir daha küçük lokmalara bölmeyi prensip edindiğimiz için (ancak birini bitirip sonrasında diğerine odaklanmak) ilk günü bitirmenin rahatlığı ancak etaptan otele dönünce soru işaretlerine dönüşmeye başlamıştı. Kompresyon çoraplarımızı giyip, ayaklarımızı tavana diktik, magnezyum ve kas gevşetici krem eşliğinde 2. günü planlamaya koyulduk. Etap, 200 küsur km üzerinde ancak 900 metre gibi bir irtifa kazancı ile oldukça düz sayılırdı. Planımız özet ile beş saate yakın sürebileceğini öngördüğümüz için ikimiz de 10 yıldan fazla bisiklet deneyimizdeki tüm numaraları kullanarak azami enerji tasarrufunu ilke edinip, kendimizi koruyup ana grup ile finiş görmeyi hedef koyduk.


Etap Beliçka Startı ile verildiğinde (starttan tam gaz çıkış yapmak, nötr start olmadan) ki buna İngiliz Active Edge takımının sporcuları çok şaşırıyordu. Eğlenceli (!) bir günün bizi beklemekte olduğu kesindi. Daha Rize sınırından çıkmadan 55 km/h hıza dayanan peloton tam 50km boyunca kaçış grubu doğum sancıları ile soldan sağa sürüklenecekti. Bir türlü oluşamayan kaçış ve sürüklenen peloton grup içerisindeki sporcuların ağır sinkaflı protestolarına sebep oluyordu. Kaçış oluşunca tüm grup derin bir oh çekip “aktif dinlenme” hızında 40-45 km/s hız aralığında yolda kompakt şekilde akmaya başlamıştı. Uzun etaplarda en az bir kere arabadan ravitayman (besin) almam gerekecekti. Havanın da serin olmasına güvenerek, fazla dehidrasyon sıkıntısı olmayacağını tahmin ederek ilk ravitaymanımı 100.km’de yapmayı planlıyordum. Elimi kaldırıp arabaya gidip biri su biri magnezyum-elektrolitli iki mataramı, az katı yemek alıp, pelotonun kuyruğuna yetişmek için mini bir yüklenme ile işi başarı ile gerçekleştirmiştim. Planlar yolunda gidiyor, moraller yüksekti.

undefined


Herhangi bir beş saat civarı aktiviteyi düşünün, o aktivite sırasında hiç durmadan, devamlı aynı işi dikkatinizi yitirmeden yapmak zorunda olduğunuzu hayal edin. 4-5 saatlik sürüşler oldum olası konsantrasyonumu zorlar, sıkılmamak için kendimle zihin oyunları oynamamı icap etmiştir. Tam da 130.km civarı durmaksızın aynı şeyi yapmanın vermiş olduğu monotomi kaynaklı can sıkıntısına yeni bir faktör eklenmeye başlamıştı. Peloton kaçışı yakalamak için hızlanmaya karar veriyordu, kış uykusu bitiyordu. Ayrıca el bileklerim gün boyu yaşadığımız sarsıntıdan ağrıyor, ellerim ise tamamen uyuşmuştu. İşin kötüsü etabın hala 80km’si önümüzdeydi. Son 80 geçmek bitmedi. Tam Yol bilgisayarıma göre 10km kalmışken 5km tabelası görmek ilaç gibi gelmişti, yarış yönetimi sporculara haber vermeden yarışı Giresun içinden dışına taşımıştı, bize minik bir hediye vermişti. Bacaklardan çok zihni yoran etap bitmek üzereydi. Son 500 metre tabelasını gören takım arkadaşım Güney: “Timur abi sprint için öne gidelim takım olarak” diye bana seslenince ağzımda tebessümle kendisine “hayatta başarılar” diledim ve son 200’e girdiğimizde sprint hengamesinde herhangi bir kazaya karışmamayı öncelik belleyerek finiş gördüm. İki etabı bitirmiştik, bu muhteşem bir şeydi. Fotoğrafları ile bisiklet etkinliklerini çok güzel şekilde ölümsüzleştiren Yücel Çakıroğlu benden daha mutlu şekilde “Kanka tebrikler!” diye sesleniyordu. Önümüzde bir etap kalmıştı.

 undefined

ETAP 3 – 29 Eylül 2018 -    GİRESUN – ORDU – FATSA – ÜNYE – ÇARŞAMBA - SAMSUN   211 km 45km/h ortalama

 

Son etap ile birlikte takım arkadaşlarım ile hedefimizin yüzüp kuyruğuna gelmiştik. Üç etap arasında sonuncu etap en zor etap olsa da özellikle psikolojik olarak mağlup olmamak için son etabı adeta önemsememe kararı almıştık, ne olacak 210 km, dün de öyleydi, dümdüz yol gibi düşüncelerle bilerek geçiştiriyorduk.  Ancak 48.km’den 93.km’ye kadar ana yoldan sapıp Perşembe, Mersinköy, Medreseönü’nden geçerek sahil yoluyla uzatılan etap bu bölümdeki sert iniş ve çıkışları ile sıkıntı doğurabilirdi. Yaptığımız planlamalarda yarışı bitirebilmek için 94.km’ye sağlam gelmemiz gerekiyordu. Sabah uyandığımda sağ bileğim çok sancılıydı, etaba start almamıza hiçbir şey engel olamazdı, ama sinek ufak da olsa mide bulandırıyordu, maksimum enerji tasarrufu için 4km ötedeki start alanına tüm sporcular gibi bacakları açmak için çevirerek gitmek yerine araç ile gitmeyi tercih ettiğimi gören Güney, tez şekilde arabada yerini almıştı. Starta giderken geçtiğimiz gruplar içinden bizi tanıyanlar pek tabii bu tembelliğimiz karşılığında laflarını esirgemiyordu.  4km’lik nötral start ile Giresun’dan start alan etabın ilk 30km’si pek sevdiğimiz kaçış oluşum denemeleri ile geçiyordu. Nihayet sahil yoluna girmeye 10km civarı kalmışken kaçış başarıya ulaştı. Bu bizim için çok iyi bir haberdi çünkü inişli çıkışlı sahil yolu bölümünde kaçış oluşturma çabalarının devam etme olasılığı kesinlikle işimize gelmezdi. Bu esnada takım arkadaşımız Dmitry’in peloton içinde olmadığı dikkatimize geldi. Radyosuz koşulan 2.2 yarışlarda, kendi enerji muhafazamıza yoğunlaştığımız için Dmitry’in kaçtığını fark etmemiz bu kadar uzun sürmüştü.

undefined

 
Engebeli sahil yolu bölümü başladığı an pelotonun görece “sakin” tempoda sürüyor oluşu işlerin gene tam istediğimiz gibi gitmesine yardımcı oluyor derken 89.km’deki yokuş kapısı civarı motorize zaman hakeminin tabelasında yazan 6:30, yani kaçışın 6 dakika 30 saniyede olduğunu duyurması, kontrolü elinde tutan takımları biraz düşündürmüş olmalı ki tempo adım adım tahminden çok önce artmaya başladı. Önceki iki gün hava nedeniyle file giyen beni, son günkü güneşli havada içlik giymediğim halde ısıtmaya başlamıştı. Son iki etapta işler ilk kez istediğim gibi gitmiyordu. Artan tempo 100.km’ye hesapladığım arabadan ravitayaman girişimimi bir nebze daha zor yapacaktı. Zamanı geldiğinde mataramı kaldırıp pelotonun arkasına geçip aracımı beklemeye başlamıştım, ne var ki Valentina ve Sefa’nın yerine gelen ön koltuk yolcusu ile ravitayman içeriğim hakkında tam anlaşamıyorduk,  kız heyecandan sağ elinde tuttuğu izotonik mataramı bana vereceğine araç içinde arıyordu, istediğim besinleri bulmakta zorlanıyorlardı ve peloton her an hızlanıyordu. Çok başarılı olmasa da ravitaymanımı tamamlayıp bir ağız dolusu ETİ Negro ile pelotonun kuyruğuna doğru küçük sprintler eşliğinde, neyse ki uzun etaplarda jel keyif vermediğinden arka ceplerimi ekmek bazlı yiyecekler ile stoklamış şekilde, tanıdıkların attığı laflar eşliği ile araçların arkalarına dalıp çıkarak varmaya çalışırken gerekenden fazla enerji harcamıştım. 130.km itibarı ile pelotonda film tamamen koptu. Sonradan göz attığım strava (bisikletçilerin sürüşlerini paylaştıkları bir nevi facebook)  değerlerine göre son 80km otoban rampaları, tüneller, hem zemin geçitler, şehir geçişleri her şey dâhil olmak üzere 50.1 km/h ortalama olacaktı. Az şiddetli kafa rüzgarını da unutmayalım. Tarumar olan grup son 1 saat 45 dakikayı tek çizgi halinde koşacaktı, öndeki sporcunun arkasından kafayı çıkarmak neredeyse imkansızdı, hele ki önünüze kütlesi görece küçük bir sporcunun geçmesi sağlayacağı az deryar (rüzgar koruması) sebebi ile çok sıkıntılı olabilirdi, peloton her pedal kestiğinde tüm sporcular can hıras optimum saklanma yerini arıyor, sinirler geriliyor, itişmeler başlıyordu.

undefined

Göz sulandıran temponun tek avantajı neredeyse her dakika sayaçtan bir kilometrenin eksilmesiydi. Ne var ki kilometreler yeterince hızlı eksilmiyordu. Sağa çekip trenden çıkmamak için, sürekli 100 + kadanstan kendini hissettirmeye başlayan eski tendonitli sol dizimin sızısını unutmak için tüm zihinsel dirayetimi kullanmam gerekiyordu. Benim gibi Türk arkadaşlarım dâhil olmak üzere birçok sporcu aynı durumdaydı. Samsun’a 20km kaldığını gösteren tabela psikolojik olarak kırılma noktasının olduğu andı. 20 kalmıştı ve artık sürünsek dahi zaman limitinde bitirebilmeyi garantilemiştik, yeter ki son km’lerde bir kaza olmasın. Son 20km işareti ve içilen son kafein shotu ile birlikte yaşadığım yükselme beni Samsun çevresindeki viyadüklerden battı çıktılardan uçarak geçen peloton’da tutmaya yetmişti, taa ki son 700 sprint işaretini görene kadar, neredeyse sonuna vardığım yarışın son metrelerinde olası bir sprint kazasına karışmak istememem ve kendimi koruma içgüdüsü vücudumu devralmış ve etabı kazanan Batuhan Özgür’ün 20 saniye ardından Güney ile el ele bitirmiştik. O yorgunlukta orta adada çökmüş şekilde yatan Oleksei’nin yanına bisikletimi fırlatıp yattım. Kalktığımda hala o kadar yorgundum ki, takım aracını bulamıyordum. Aynen benim gibi pili %2’de olan yol bilgisayarımda sürüşü kapattım. Başarmıştık.

undefined


Üstüne Dmitry günün tek KOM kapısını 3. geçerek para ödülü bile kazanmıştı. Yarışı kâğıda dökme arzum ve hikâyenin mutlu son ile bitmesi gereğini hissetmemi bile yarış içinde kendim ile yaptığım psikolojik pazarlığın bir parçası olarak kullanmıştım.


2018 yılında 9500km koşmuş bacaklar ile neticede bu kadar oluyordu, işin garibi zihnim bedenimden daha çok yorulmuştu. Üç günlük bu etaplı yarış insanın zihnine hükmetmeye başarması durumunda yapabileceğinin sınırlarının çok geniş olduğunu kanıtlamıştı. Etaplı yarış koşmuş ve bitirmiş az sayılı amatör Türk bisikletçiler arasına ismimi sokmuştum. Üç aydır diyet için uzak durduğum cips bulmak yapacağım ilk iş olacaktı, market neredeydi?

 undefined

Yarış sırasınca toplam beslenme:
- 10 matara
- 12 jel
-2 kafein şot
- 2 fanta
- 3 helvacık
-yarım ekmek
-yarım paket çikolatalı kurabiye
-2 mini kek

Bu yazı TİMUR PINAR tarafından yazılmıştır.|25 Aralık 2018