Cyclist Türkiye

AHŞAP ATLAR ZAMANI

AHŞAP ATLAR ZAMANI

Fotoğraf: Umut Aktaylı

Cemm Yılmaz’ın ünlü filmi Gora’da  dillere pelesenk olmuş bir diyalog vardır:

-Bu taşlar doğada bulunan dört elementi sembolize ediyor: Toprak, su, ateş, tahta!

-Tahta mı?

-Tahta tabii, zoruna mı gitti?

Her ne kadar dördüncü elementin tahta değil, hava olduğu anlaşılsa bile, biz Gora’dan beri tahtayı dördüncü element kabul ediyoruz.

Şaka bir yana, Şeytan Arabası’nı takip edenler geçen sayıda tanıttığımız iki kitabı hatırlayacaktır. Onlardan, The Bicycle Artisans’ta (Bisiklet Zanaatkârları) malzemeye ruh üfleyen ustalardan ve son yıllarda yeniden moda olan ahşap bisikletlerden söz etmiştik. 

O yazının yayımlanmasından birkaç gün sonra Datça’da çok hoş bir sürpriz yaşadım. Yol kenarında bir marangozhanenin önünde duran iki ahşap bisiklet, (eskilerin deyimiyle iki ahşap at) “biz buradayız” diye el ediyordu. 

undefined

Bir bisiklet severin böyle bir teklife kayıtsız kalması mümkün olabilir miydi? Hemen atölyeye daldım ve merakımı giderecek sorular sormaya başladım. Bisikleti yapan Atilla ustanın orada olmadığını ertesi gün uğrarsam görüşebileceğimi söylediler. 

Ertesi gün soluğu aynı yerde aldım ve Atilla Öner ile tanıştım. Beklediğimden daha genç biriydi. Muhtemelen, girişte gördüğüm Red Kit’e benzeyen kütük kukla yüzünden böyle düşündüm. Bilinçaltıma Pinokyo’yu yapan Geppetto Baba gelmişti. Malum, Geppetto Baba, hayli yaşını başını almış bir marangoz iken yalnızlığını giderecek bir kukla yapmak istemiş, ortaya yalan söyledikçe burnu uzayan dahiyane bir edebiyat figürü çıkmıştı. 

Atölyede iki bisiklet vardı. Bir tanesi bisikletten çok Harley Davidson’ı andıran kocaman, havalı bir makineydi. Diğeri, bisikletin atası kabul edilen ve yakında 200 yaşına basacak olan Baron Von Drais’in ahşap “Koşu Makinesi”ne benziyordu.

undefined

Klasik soruyla girdim muhabbete. Nereden aklına gelmişti ahşaptan bisiklet yapmak fikri? İştahla anlatmaya başladı Elbistanlı Atilla Usta. 

“Ben 45 yaşındayım. 13 yaşımdan beri bu işi yapıyorum. Çekirdekten ahşapçıyım yani. Kütükle uğraşmayı çok seviyorum. Sürekli yenilik peşindeyim. Mesela bu gördüğünüz tabelayı taşıyan kovboy adam onlardan biridir.

Bisiklete gelince. Biz yokluk içinde büyüdük. Çocukken hiç bisikletim olmadı. O içimde bir ukde olarak kaldı. 

Elbistan’da Gullü Ahmet diye bisiklet kiralayan bir adam vardı. O zaman bizim orada dükkânların üstü bugünkü gibi beton filan değil, mertek olurdu. Bazen o mertekler çökerdi. Bir gün yine yağmur yağmış ve o merteklerden biri çökmüş, altında da bir bisiklet kalmış. Pinokyo bir bisiklet. Tek tekeri dışarda duruyor. Gullü Ahmet bana o bisikleti oradan çıkartırsan senin olsun dedi. Akşama kadar uğraştım, çıkaramadım. Çok içimde kaldı. Bisiklet de orada kaldı. 

O zamanlar Almancı çocuklarının bisikletleri vardı. Onlardan “Bi tur versene” diye isterdik. Bir de konunun dışında ama bize o zaman küçük tüylü toplardan getirirlerdi. Tenis topuymuş meğer. (Gülüyor)

15 yaşındayken, rahmetli babam bizi aldı Marmaris’in Hisarönü köyüne getirdi. Ondan sonra kendi emeğimle kazandığım parayla bir bisiklet aldım. Biraz geç olsa bile bisiklet sahibi oldum. 

undefined

2013 yılıydı. İnterneti karıştırırken baktım adamlar ahşap bisiklet yapmışlar. O zaman bende bir şimşek çaktı. Baktım biniyor geziyorlar, niye ben yapmayayım diye düşündüm. Bir çeşit kendi bisikletini kendin yap durumu yani.

Gördüğüm bazı şeylerden esinlendim elbette. Ama bir sürü yenilik ekledim. Şu anda bana özgün yapıtlardır bunlar.

Bisikletlere ATÖFA adını koyduk. Benim, eşimin ve çocuklarımın adının baş harflerinden oluşuyor. Atilla, Tülay, Özge, Feyza, Ali… Kabartmaları da çıkarttı çocuklar ama henüz yapıştırmadık.” 

O sırada gözüm atölyedeki elektro gitara ilişiyor. Gitar da mı çalıyorsun diye soruyorum? Gülerek cevap veriyor. Gitar çalmayı bilmiyormuş ama bisikletin arka kısımdaki detayını gitardan esinlenerek yapmış. Gitarı sık sık ziyaret ettiği hurdacıda bulmuş. Hurdacılarda çok acayip şeyler bulunduğunu, bunların ilhama çok açık olduğunu söylüyor.

Bisikleti yaparken en çok nerelerde zorlandığını soruyorum. 

undefined

“Çok zorlanmadım aslında. Ama en çok zorlayan şu direksiyon kısmı oldu. Bu yatağı yaparken tornacıya anlatmakta zorlandım. Ben de oturdum ahşaptan demosunu yaptım. Öyle olunca tornacı zorlanmadı. 

Bazı kısımları demirden yapmak gerekiyordu. Onu da burada yaptırdık. 

Büyük olan bisiklette malzeme olarak su kontrası, dut ve iroko kullandım. Küçük olanda su kontrası ve iroko kullandım. Onun maşasını kaplama yaptım. 

Teker setleri tam istediğim gibi değil, biraz daha bu bisiklete yakışan bir şey bakıyorum.

Elektrikli yapmak istiyorum. Geçen gün bir abi geldi buraya. Onun bisikletinde gördüm. Pedala dokunur dokunmaz aynı şarjlı motor gibi çalışmaya başlıyor. Onunki ön göbeğe takılı idi. İleride ben de yapmak istiyorum. Bunlar ahşaptan olduğu için doğal olarak ağır oluyorlar.”

Bu kadar konuşma yeter biraz da pedal çevirelim diyor, beraber yola koyuluyoruz. İstikamet: Eski Datça. 

undefined

Atilla Usta, Harley’ine, ben diğer bisiklete biniyorum. Bisiklet boyuma ufak geldiği için pedal çevirmekte zorlanıyorum ve Fred Çakmaktaş gibi bisikleti ayaklarımla götürmeye başlıyorum. İşte o an Koşu Makinesi oluyor. Eğlenerek Eski Datça’ya giriyoruz.

Son yıllarda Can Yücel’in evi vesilesiyle ünlenen bu harika belde, Kurban Bayramı yüzünden çok kalabalık. Taş duvarlardan sarkan “renkahenk” begonvillerin altında yürümeye başlıyoruz. Birazdan etrafımızı insanlar sarıyor ve selfieleme şenlikleri başlıyor. Ardından memleket ahalisinin en sevdiği soru geliyor: “Usta kaça bu?” 

Atilla Usta, yüzünde haklı bir gururla soruları yanıtlıyor. Bisikletin satılık olmadığını ama çok istenirse sipariş üstüne üretebileceğini söylüyor. Böyle diyaloglara alışık olup olmadığını sorduğumda geçen yaz başından geçen bir hadiseyi anlatıyor: “Marmaris’te bir adam geldi yanıma, Porsche’si varmış. ‘Yahu abi sen ne yaptın böyle? Benim araba 500 milyar. Ama kimse bana bakmıyor, herkes senin peşinde.’ diye konuştu.”

Datça’da günü yarılayıp atölyeye doğru yürürken geleceğe dönük planlarını soruyorum. Şimdilik mütevazı hedefler koyuyor önüne: “Seri üretime geçmek zor. Patentini almak için çalışmalar yapıyorum. Ama benim çok anladığım işler değil. Bu iş tamamen motivasyon işi. Geçen kış bir tane yapayım diye düşündüm ama kendimi çok hazır hissetmedim. Ama bu yıl yeni bir şey yapmayı planlıyorum.”

undefined

Yolun ortasına geldiğimizde lastiğimin patladığını fark ediyor ve bisikletten iniyorum. Koşu Makinesi bu kez, Bisiklet Manifestosu’nun birinci maddesine dönüşüyor. Bisiklet Eşitliktir: Bazen o sizi taşır, bazen siz onu... 

Orada, Datça’da yetenekli bir adam heyecan verici bir şeyler yapıyor. Takipte kalalım. 

datcamarangoz.com

 

Bu yazı AYDAN ÇELİK tarafından yazılmıştır.|28 Şubat 2018